AB Uyum Çalışmaları Çerçevesinde Fikri Ve Sınaî Mülkiyet Hakları

 Coşkun ŞENEL

 

İÇİNDEKİLER

 

 

SUNUŞ………………………………………………………………………………………..2

 

 

GİRİŞ………………………………………………………………………………….………3

 

 

1. TARİHSEL GELİŞİM ve TÜRKİYE’NİN TARAF OLDUĞU ULUSLARARASI

DÜZENLEMELER…………………………………………………………………………..5

 

 

2. TÜRKİYE’DE FİKRİ ve SINAİ MÜLKİYET HAKLARI ve AB ve DTÖ UYGULAMALARINA UYUM ÇALIŞMALARI…………………………………………………………………….…….7

 

2.1. Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları …………………………………….…….9

 

2.1.1. Patentler ve Faydalı Modeller …………………………………………….10

 

2.1.2. Markalar………………………………………………………………………………21

 

2.1.3. Cografi İşaretler…………………………………………………………………25

 

2.1.4. Endüstriyel Tasarımlar…………………………………………………….29

 

2.1.5. Entegre Devre Topografyaları……………………………………………32

 

2.1.6. Yeni Bitki Çeşitlerine İlişkin Islahçı Haklarının Korunması…………………………………………………………………………………35

 

 

SONUÇ………………………………………………………………………………………38

 

EKLER ……………………………………………………………………………………….39

 

KAYNAKÇA ……………………………………………………………………………….46

 

 

 

 

 

SUNUŞ

 

Avrupa Birligi’nde sınai mülkiyet haklarının korunması malların serbest dolaşımının önündeki engellerin kaldırılması ve iç pazarın etkili işleyişinin sağlanması kapsamında değerlendirilmektedir. Türkiye ile AB arasında Gümrük Birligi’nin tamamlanmasıyla beraber Türkiye, sınai mülkiyet hakları alanındaki Topluluk mevzuatına uyum sağlama yükümlülüğü altına girmiştir. Bu bağlamda Türk hukukunun AB mevzuatına uyumunun sağlanmasına yönelik çalışmalar yapılmış olup, bugün de sürdürülmektedir. Diğer yandan Dünya Ticaret Örgütü kapsamında yer alan TRIPS Anlaşması hükümleri ile uyumlu bir yapı düzenlenmesi, Türkiye’nin küresel boyutta yaşanan gelişmelere entegre olması açısından önem taşımaktadır.

Uluslararası düzenlemelerle uyumlu bir mevzuat oluşturulması kadar ilgili kuralların uygulanmasına da gerekli özen gösterilmelidir. Sınai mülkiyet hakları, teknik bilgilerin yaygınlaşmasını teşvik etmekte ve teknoloji transferine imkan tanımaktadır. Böylece ülke ekonomisinin kalkınması ve kültürel gelişim açısından son derece etkili olan bu haklarının korunması konusunda toplumsal bilincin geliştirilmesi önemli rol oynamaktadır. Kamu kurumlarının, mahkemelerin ve güvenlik güçlerinin eşgüdüm içinde çalışmaları ve bu çalışmaların bilinçli bir kamuoyu ile desteklenmesi, göz ardı edilmemesi gereken noktalardır.

Sınai mülkiyet hakları alanındaki gelişmelerin takip edilmesi ve uygulanması konusunda iş dünyasına ve sivil toplum örgütlerine önemli görevler düşmektedir. Küreselleşme, sınırların ortadan kalkması, gümrük duvarlarının yıkılması gibi uluslararası gelismeler yeni şartlara uyumda esneklik gösterme gerekliligini artırmıştır. Diğer yandan, bu alandaki gelişmelerin takip edilmesi, başta KOBİ’ler olmak üzere tüm firmalar ve bireysel girisimciler için, ihlallerden korunmaları bakımından önemlidir. İşletmelerin zorlu piyasa koşullarında rekabet edebilirliklerinin artırılması açısından yaratıcı ve yenilikçi kapasitelerinin sonuçları olan ürünlerin korunması şarttır. Bu bağlamda sınai mülkiyet haklarının korunması ile fikir ve teknoloji hırsızlığının önlenmesi günümüzde büyük önem taşımaktadır.

 

 

 

 

GİRİŞ

Fikri mülkiyet; bilimsel buluşlar, endüstriyel tasarımlar, edebiyat ve sanat eserleri dahil, insan yaratıcılığı sonucu ortaya çıkan ürünlere yönelik hakları ifade eden genel bir terimdir. Fikri mülkiyet politikası iki amaç arasında denge kurulmasını hedeflemektedir: bir yandan buluş sahipleri ve yaratıcıları yenilikleri için ödüllendirmek, bir yandan da iş dünyası ve toplumun bilim, teknoloji ve kültürel etkinliklere erişimini teşvik etmek.

Fikri mülkiyet başlığı telif hakları ve bağlantılı haklar ile sınai mülkiyet hakları olmak üzere iki başlığı kapsamaktadır. Fikri mülkiyetin telif haklarını, sınai mülkiyet ise yalnızca patentler, markalar ve diğer ünvanları ifade ettiğini söylemek doğru olmayacaktır. Sadece fikir ve sanat eserleri değil, patentler, faydalı modeller ve tasarımlar da fikri ürün kapsamındadır. Diğer taraftan fikir ve sanat eserleri de sınai nitelik kazanmıştır. Bu nedenlerle, fikri mülkiyet terimini aynı kavramları kapsayan şemsiye terim olarak kullanmak doğrudur. Avrupa Birliği (AB) mevzuatında, Dünya Ticaret Örgütü Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması’nda (TRIPS)ve Birleşmiş Milletler Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı’nı Kuran Anlaşma’da (WIPO) telif hakları ve sınai mülkiyet haklarını kapsayacak şekilde fikri mülkiyet başlığı kullanılmaktadır. Bu çalışmada, sınai mülkiyet haklarının iş dünyası ile ilgili daha geniş bir alanı kapsadığı göz önünde bulundurularak telif hakları ve bağlantılı haklara yer verilmemiştir.

Sınai mülkiyet haklarının korunması ekonomik kalkınma ve kültürel gelişme bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu alanda yapılacak her düzenleme toplumun kültür ve sanat hayatını zenginleştirecek, teknik ve sınai atılımlarda teşvik edici rol oynayacaktır. Konunun diğer bir boyutu da korsan ürünlerle ilgilidir: sınai mülkiyet haklarının ihlalleri organize hale gelmeye başlamış ve özellikle internet ortamında yayılması kolaylaşmıştır. Bu tür eylemlerin önlenmesi toplumsal bilincin yükseltilmesi ile mümkündür.

Ülkemizde sınai mülkiyet alanındaki ilk çalışmalar rekabet hukuku kapsamında bu hakların haksız rekabete karşı korunmasına ilişkin düzenlemeleri içermiştir. Gümrük Birliği süreci içinde Türk hukukunda sınai mülkiyete ilişkin hükümler yenilenmiştir. Bu nedenle, Türkiye’nin bu konudaki mevzuatını AB müktesebatına ve ilgili uluslararası sözleşmelere uyumlu hale getirmesi bir zorunluluk halini almıştır.

Sınai mülkiyet haklarının varlığı ulusal hukuklar; bu hakların kullanımını serbest dolaşımı engellemesinin önlenmesi ise AB tarafından düzenlenmektedir. AB müktesebatı içerisinde daha çok ticari yönleri ön plana çıkarılarak tanımlanan fikri mülkiyet hakları, telif hakları ve bağlantılı haklar ile sınai mülkiyet haklarının hukuki açıdan korunmasıyla ilgili kuralları içermektedir. Üye devletler arasında sınai mülkiyet hukukunun uygulanışı açısından ortaya çıkan farklılıklar ve uyumsuzluklar serbest dolaşım ve rekabet için sağlıklı ortamın oluşumunu engellemektedir. AB’de direktif ve tüzüklerle oluşturulan sınai mülkiyet haklarının mevzuatının amacı, iç pazarda yasal sistemlerin yakınlaştırılmasıyla, eşitlikçi ve tek tip bir korumanın sağlanmasıdır. Tek tip korumanın yanı sıra, tek tip süreçlerin oluşturulmasıyla başvuru sahiplerinin daha az masraf ve bürokrasi ile karşılaşmaları hedeflenmektedir.

Konunun AB’yi kapsayan bir de uluslararası boyutu bulunmaktadır. TRIPS, Paris ve Bern Sözleşmelerinin bazı maddelerine atıfta bulunarak fikri ve sınai mülkiyet hakları konusunda DTÖ üyelerinin uyacağı ilkeleri ve standartları belirlemekte, bu korumanın üye ülkelerde uygulanmasının izlenmesi ve anlaşmazlıkların çözümü mekanizması içermektedir. TRIPS mevcut uluslararası anlaşmaların uygulama alanını genişletmiş ve ihlalere karşı uygulanabilecek, gümrüklerde el koyma, sahte malları imha etme gibi yaptırımlar getirmiştir. Türkiye’nin Gümrük Birliği kapsamında gerçekleştirdiği yasal ve kurumsal uyum çalışmaları, üyelik hedefleri doğrultusunda bir dönüşüm sürecidir ve DTÖ ile olan ilişkileri de etkilemektedir. Avrupa Topluluğu’nun da üyesi olduğu DTÖ’nün uluslararası ticarete ilişkin kurallarını temel alan bir yapılanma olan Gümrük Birliği, Türkiye’nin DTÖ yükümlülüklerini yerine getirmesinde de önemli rol oynamıştır. Türkiye, Gümrük Birliği çerçevesinde sınai mülkiyet haklarına ilişkin uluslararası anlaşmalar, bu çerçevede TRIPS Anlaşması’na taraf olarak DTÖ yükümlülüklerini de yerine getirmektedir.

 

 1.TARİHSEL GELİŞİM ve TÜRKİYE’NİN TARAF OLDUĞU ULUSLARARASI DÜZENLEMELER

 

·Türkiye 1938 den beri Brüksel Metnine taraf olduğu 1886 tarihli “Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesi”nin 1979 tarihli Paris Metnine 03.09.2003 tarihinden itibaren,

·1961 tarihli “İcracı Sanatçılar, Fonogram -ses kaydı- Yapımcıları ve Yayın Kuruluşları Hakkında 1961 Tarihli Roma Sözleşmesi”ne 03.09.2003 tarihinden itibaren,

·1925 den beri Londra Metnine taraf olduğumuz 1883 tarihli “Sınai Mülkiyetin Korunmasına Dair PARIS Sözleşmesi”nin 1 Şubat 1995 tarihli Stokholm Metninin 1-12. maddelerine 01.02.1995 tarihinden itibaren,

·1970 tarihli “Patent İşbirliği Antlaşması (PCT)”na 01.01.1996 tarihinden itibaren,

·1973 tarihli “Avrupa Patent Sözleşmesi”ne 01.11.2000 tarihinden itibaren,

·1996 tarihli “MADRID Anlaşması’na İlişkin Protokol”e 01.01.1999 tarihinden itibaren,

·1925 tarihli “Tasarımların Uluslararası Tesciline İlişkin LAHEY Anlaşması”nın Cenevre Metnine 01.01.2005 tarihinden itibaren,

·1971 tarihli “Patentlerin Uluslararası Sınıflandırılmasına İlişkin STRASBOURG Anlaşması(IPC)”na 01.10.1996 tarihinden itibaren,

·1957 tarihli “Marka Tescilinde Eşyaların ve Hizmetlerin Uluslararası Sınıflandırılmasına İlişkin NİS Anlaşması”na 15.10.1996 tarihinden itibaren,

·1968 tarihli“Tasarımların Sınıflandırılmasına İlişkin LOCARNO Anlaşması”na 30.11.1998 tarihinden itibaren, taraf olmuştur.

 

Fikri ve Sınai mülkiyet haklarına ilişkin marka, patent, telif gibi kavramların dünya ticaretindeki gelişmelere paralel olarak 1880’lerde ülkeler nezdinde gündeme geldiğini göz önüne alırsak, bu konuda yapılan ilk sözleşmenin 1883 yılında yapılan “Sınai Mülkiyetin Korunmasına Dair Paris Sözleşmesi” nin olduğunu görürüz. Yine bu alanda yapılan ikinci uluslararası sözleşme 1886 yılında yapılan “Telif Hakları için Bern Sözleşmesi” olup bu sözleşmeleri müteakip fikri ve sınai mülkiyet haklarının korunması üzerine pek çok örgütler kurulmuştur. Bu örgütlerin en önemlilerinden biri de 1967 yılında Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulan WIPO-Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatıdır.

 

Yukarıda belirttiğimiz sözleşmelere rağmen TRIPS (Trade-Related Aspects of Intellectual Property Rights) Anlaşmasına ihtiyaç duyulmasının nedenini bu anlaşmanın hem içeriğinde hem de bağlayıcılığı noktalarını irdelemek suretiyle anlamak mümkündür. Zira TRIPS anlaşmasından önce yapılan diğer tüm anlaşmaların imzalanması ülkelerin isteklerine bağlı idi. Bununla birlikte uluslararası örgütler tarafından alınan kararlar da bağlayıcılıktan ziyade tavsiye edici bir özellik arz ediyordu. Bununla birlikte çeşitli sebeplerle imzaladıkları anlaşmalar ile ilgili olarak kendi ulusal mevzuatları bu anlaşmalara ve örgütlerce tavsiye niteliğinde alınan kararlara uygun hale getirmek konusunda isteksiz davranmakta ve bu da bu fikri ve sınai mülkiyet haklarına dair etkin bir koruma sisteminin sağlanmasın önüne geçiyordu.

 

Ancak TRIPS anlaşması ile bu sorun en azından teorik açıdan ortadan kaldırılmış oldu. Çünkü TRIPS anlaşması 1995 yılının başından beri faaliyette olan Dünya Ticaret Örgütünün (WTO) ve onun 4 temel kuruluş anlaşmasından biridir ve artık Dünya Ticaret Örgütü hukukunun geçerli olduğu bir anlaşmadır.

 

TRIPS anlaşmasının Genel Hükümler ve Temel Prensipler başlıklı 3. maddesi ülkelerin “Ulusal Muamele” müessesesini düzenlemektedir. Bu madde üye ülkelerin fikri hakların korunması konusunda diğer ülkelerin vatandaşlarına, kendi vatandaşlarına tanıdığı avantajlardan daha az avantajlı muamele yapamayacağını ifade etmektedir. Mevcut bu hükümle amaçlanan; fikri ve sınai mülkiyet haklarının korunması açısından ülkelerin bu konuda kendi vatandaşları ile diğer ülkelerin vatandaşları arasında kendi ülke vatandaşları lehine koruyucu düzenlemeler tesis etmesinin önüne geçmek, ve bu sayede diğer ülke vatandaşlarının olası mağduriyetin engellenmesini sağlanmasıdır.

 

Yine TRIPS anlaşması uluslararası iktisat teorisinin meşhur kavramlarındanbiri olan“En Çok Kayrılan Ülke Kuralı”nı benimseyerek yukarıdaki hükme benzer bir şekilde; fikrimülkiyetin korunmasına ilişkin olarak, bir üye ülke tarafından başka bir üye devletin gerçek ve tüzel kişilerine sağlanmış her hangi bir imtiyaz, ayrıcalık, avantaj veya dokunulmazlığın derhal ve koşulsuz olarak tüm diğer üye devletlerin gerçek ve tüzel kişilerine de uygulanacağını belirtmektedir. Konulan bu hükümle de doğrudan ülkeler arasında fikri mülkiyet haklarının korunması noktasında birbirleri ile bu hakların korunmasında uygulama birliğinin sağlanması gerek ise yukarıda da ifade ettiğimiz üzere üye her ülkenin vatandaşının herhangi bir ülkenin yine herhangi bir ülke vatandaşına tanıdığı ayrıcalık yada muafiyetten başkaca bir düzenlemeye gerek olmaksızın doğrudan bu anlaşma hükümleri uyarınca yararlanmasının mümkün kılınması sağlanmıştır. Ancak üyelerin bu anlaşma uyarınca kendi iç hukuklarındaki yasa ve yönetmelikleri formüle ederken veya değiştirirken, halk sağlığı ve beslenmesini korumak, sosyo ekonomik ve teknolojik gelişme açısından hayati önem taşıyan sektörlere halkın ilgisini arttırmak için gerekli önlemlerin yine bu anlaşma hükümleri doğrultusunda alınması gerektiği belirtmiştir.

 

Bu anlaşmada çok önemli bir diğer nokta ise fikri mülkiyet hakkı sahiplerinin haklarını ticareti makul olmayan bir şekilde kısıtlayan ya da uluslararası teknoloji transferini olumsuz yönde etkileyen uygulamalara yol açacak şekilde kullanması halinde ise üye devletlere hak sahibinin haklarını kullanma noktasında çeşitli sınırlamalar getirmesine cevaz vermektedir.

 

TRIPS anlaşması üye devletlere, fikri mülkiyet haklarının uygulanması için, genel olarak yasaların uygulanması için kurulan mahkemelerden ayrı bir ihtisas mahkemelerinin oluşturulması durumunda herhangi bir yükümlülük getirmemesine rağmen AB sürecindeki Türkiye’de çeşitli “Uyum Paketleri” kapsamında yargı sistemimizde mahkemelerin ihtisaslaşması yoluna gidilmiş ise de 21.02.2001 tarihli 4630 sayılı yasa ile kurulması kararlaştırılan Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemelerinin (FSHHM.) çalışmaya başlamaları zaman almış ve bu bağlamda İstanbul 1. FSHHM.’nin 2001 yılında faaliyete geçmesine karşın İstanbul 2. FSHHM.’si ile Ankara FSHHM.’nin açılmaları ancak Aralık 2003 tarihinde mümkün olmuştur.

 

2. TÜRKİYE’DE FİKRİ ve SINAİ MÜLKİYET HAKLARI ve AB ve DTÖ UYGULAMALARINA UYUM ÇALIŞMALARI

 

 

Fikri mülkiyet yada daha günümüzdeki kullanımıyla Telif Hakları kavramı; genel tanımı ile belli bir düşünsel faaliyet sonucunda ortaya konulan, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunun daki ifade ile; “Sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri üzerinde sahip olunabilecek maddi ve manevi hakların tamamını ifade eden, günümüzde hem ulusal hem de uluslararası kuruluşlarca güvence ve koruma altına alınan bir kavramı” ifade etmektedir.

Fikri mülkiyet haklarını korumasistemi, ortaya konulan bir yaratı yada farklı bir eserin bunu üreten kişiye ait olduğunu güvence altına alınmasını sağlamaklabirlikte, eseri üreten kişinin bunu sahiplenmesini ve sonuç olarak ta kişinin bundan ticari açıdan yararlanmasını mümkün kılar.

Sınai Mülkiyet kavramı ise genel tanımı itibariyle sanayide ve tarımdaki buluşların, yeniliklerin, yeni tasarımların ve özgün çalışmaların ilk uygulayıcıları adına; ticaret alanında üretilen ve satılan malların üzerlerindeki üreticisinin veya satıcısının ayırt edilmesini sağlayacak işaretlerin sahipleri adına kayıt edilmesini ve böylece ilk uygulayıcıların ürünü üretme ve satma hakkına belirli bir süre sahip olmalarını sağlayan gayri maddi bir haktır.

 

Sınai Mülkiyet Hakları;

·Patentler ve faydalı modeller,

·Markalar,

·Endüstriyel tasarımlar,

·Coğrafi işaretler,

·Entegre devrelerin topoğrafyaları ve

·Yeni bitki çeşitlerine ilişkin ıslahçı hakların korunmasından oluşmaktadır.

 

Sınai Mülkiyet hakları koruma sistemi, ise yukarıda çerçevesini çizdiğimiz tanım paralelinde; endüstriyel ve tarım alanındaki yeni uygulamalar ve buluşların, sahipler adına çeşitli mekanizmalar vasıtasıyla belli bir süre kaydıyla tescillenmesini daha da ötesi kişilerin ortaya koydukları yeniliklerin ticaretinin yapılabilmesini sağlayan ve tüm bunları güvence altına alan uygulama bütünlüğünü ifade etmektedir.

Şüphesiz ki fikri hakların korunması, temel insan haklarından biri olmakla birlikte bu hakların bir ülkede etkin bir şekilde korunmasının sağlanması, o ülkenin kültür ve sanat alanındaki gelişmesinin ve bu gelişme için gerekli olan yaratıcılığı sağlayabilmesinin momenti olarak kabul edilmektedir. Zira İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 27. maddesinin ikinci fıkrası “Herkesin vücuda getirdiği her türlü bilim, edebiyat ve sanat eserlerinden doğan manevi ve parayla ölçülebilir menfaatlerinin korunmasını isteme hakkına sahip” olduğunu belirtmektedir.

 

Son çeyrek yüzyılda dünya ticaretindeki yaşanan gelişim ve değişimden fikri ve sınai mülkiyet konusunu da oldukça etkilemiş olup bu hakların tanınması ve korunması, ülkeler açısından araştırma ve geliştirmenin teşvik edilmesini sağlayarak teknolojinin yenilenmesi ve bunun diğer ülkelere ihraç edilmesini sağlaması noktasında oldukça önemlidir. Bununla birlikte günümüzde gerek taklit gerek ise korsan ürünlerin üretim maliyetinin çok düşük olduğu ve kullanımının da bir o kadar yaygın olduğu gerçeği göz önüne alındığında bu hakların sağlıklı bir şekilde teminat altına alınmasının hak sahipleri açısından ne kadar önemli olduğu rahatlıkla anlaşılabilir.

 

Bundan başka bir ülkede fikri ve sınai hakların etkin koruma önlemleri ile koruma altına alınması sadece o ülkedeki yaratıcı faaliyetleri teşvik etmekle kalmamakta, bu durum ülkelerin büyümesine olumlu katkılar yapabilmektedir. Zira dünyanın her yerindeki yatırımcılar yatırımlarını faaliyetleri açısından sağlam yasal düzenlemelerin bulunduğu ülkelere yöneltmektedirler.

 

Bu bağlamda 1994 yılında Uruguay Roundu müzakereleri sonucunda kurulan Dünya Ticaret Örgütü’nün kurucu antlaşmanın eki olarak TRİPS (Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları) anlaşması kabul edilmiştir. Söz konusu anlaşma fikri ve sınai mülkiyet haklarının uluslararası platformda da korunmasının sağlanmasını amaçlamaktadır. Ve ülkeler bu anlaşma ile bu hakların korunması konusunda gerekli yasal düzenlemeleri ve faaliyetleri belli bir süreç dahilinde yerine getireceklerine dair taahhüt altına girmişlerdir. Türkiye de 1995 yılından beri bu anlaşmaya taraf ülkeler arasındadır.

 

2.1. Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları

 

Buluş sahibinin, tasarımcının ve diğer yenilikçi çalışmalarda bulunanların ortaya koyduğu yenilikler sınai mülkiyet korumasından yararlanırken, yeniliklerin ve girişimlerin desteklenerek teşvik edilmesi hedeflenmektedir. Dolayısıyla sınai mülkiyet haklarının korunması ekonomik gelişmeyi yakından ilgilendirmektedir.

 

 

2.1.1. Patentler ve Faydalı modeller

 

Patentler

Patent, yeni bir ürün, üretim ya da herhangi bir yenilik bulan kimseye bu buluşu üzerinde mülkiyet hakkı veren ayrıcalıktır.Patentlerin konusu buluşlardır ve patent korumasının amacı, buluşu özendirmek ve yenilikleri desteklemektir. Etkili bir patent sistemi yaratıcı yetenekleri buluş yapmaya, iş dünyasını da yapılan buluşları sanayide uygulamak suretiyle değerlendirmeye teşvik etmektedir. Buluşlara patent verilebilmesi için bazı şartların yerine getirilmesi gerekmektedir. Bu şartlar; ürünün yeni olması, buluş basamağının olması ve sanayide uygulanabilir olmasıdır. Buluşlara patent korumasının sağlanması ile, tekniğin bilinen durumunun aşılması ve toplumun bu yeniliklere erişiminin kolaylaştırılması hedeflenmektedir.

 

Uluslar arası Düzenlemeler

1883 tarihli Paris Sözleşmesi, üç temel alanda düzenlemeler getirmektedir:

1. Ulusal işlem (national treatement) ilkesi: Bu ilke uyarınca sözleşmeye taraf tüm ülkelerin sınai mülkiyet haklarının korunması konusunda diğer ülke vatandaşlarına, kendi vatandaşlarıyla eşit muamelede bulunması öngörülmektedir.

2. Rüçan hakkı (right of priority): Paris Sözleşmesinin 4.maddesi ile düzenlenen rüçhan hakkı uyarınca, sözleşmeye taraf ülkelerin birinde gerçek veya tüzel kişiler, patent, faydalı model, marka veya tasarım tescili için yetkili mercilere başvuru yaptıktan sonra, ileri ki bir tarihte kendi ülkelerinde de başvuru yapmaları halinde ilk tarih geçerli sayılacaktır. Başvuru sahibinin herhangi bir ülkede yaptığı başvurunun tarihi ile buna dayanarak daha sonra yaptığı başvurunun arasında üçüncü kişilerce buluş konusunda benzer bir konu için patent başvurusu yapılırsa söz konusu başvuru karşıt belge olarak gösterilmeyecektir. Yabancı ülkelerde patent verilmesi için yapılan bir başvurunun farklı ülkelerde yapılmış olmasına bakılmaksızın birden çok rüçhan hakkı talebinde bulunabilir.

3. Sözleşme, patentler, markalar, endüstriyel tasarımlar, ticaret ünvanları, kaynağın gösterilmesi şartı ve haksız rekabet konularında ortak kurallar getirmektedir.

Patentlerin uluslararası korunması konusunda bir diğer düzenleme olan Patent İşbirliği Antlaşması (PCT) patent koruması konusunda bir başvuru ile birden fazla ülkede koruma sağlanmasını düzenlemektedir. Antlaşma, uluslar arası başvurunun nasıl yapılması gerektiği ile ilgili detaylı bir düzenleme öngörmektedir. Buna göre kişi, başvurusunun hangi ülkelerde geçerli olmasını istediğini belirtmelidir. Belirtilen ülkeler açısından yapılan başvurular, ulusal başvurulardan farklı değildir. Türk vatandaşları tarafından da yapılabilecek uluslar arası patent başvurusu, ulusal ofisin kabul etmeye hazırlandığı herhangi bir dilde yapılabilir. Uluslar arası başvuru yapılmadan önce, belirlenen patent ofisleri tarafından gerçekleştirilen uluslar arası araştırma ile, tekniğin bilinen durumuna ilişkin tespit yapılmaktadır.

Başvuru sahibi, yaptığı uluslararası başvurunun ulusal veya bölgesel patent olmak üzere değiştirilmesini talep edebilir. Bu durumda, uluslararası başvuru tarihinden veya rüçhan hakkı tanınan bir başka başvuru söz konusu ise rüçhan hakkı tarihinden itibaren, yirmi ay beklenmesi ve patent başvurusunun belirtilen ülkelerin patent ofisine, o ülkelerin resmi dillerine çevrilmiş olarak sunulması ve belirtilen ülke için başvuru ücretinin ödenmesi gerekmektedir. Bahsedilen süre, başvuru sahibinin uluslar arası ön inceleme istemesi durumunda on ay daha uzatılmaktadır.

Uluslararası Sınıflandırma Anlaşması (IPC) ile patent teknolojisi; sekiz bölüm ve yirmi alt bölüme; yüzonsekiz sınıf ve altıyüzyirmisekiz alt sınıfa; altmışdokuz bin gruba ayrılmıştır. Oluşturulan grupların %10’u ana gruplar geri kalanı alt gruplar olarak sınıflandırılmıştır. Her bölüm, sınıf, alt sınıf, grup ve alt grubun bir başlığı ve sembolü; her alt bölümün de bir başlığı bulunmaktadır. Alt sınıflara ait semboller, buluşun yapıldığı ülkenin ulusal sınai mülkiyet ofisi tarafından belirlenmektedir. Semboller Arapça rakamlar ve Latin harflerinden oluşmaktadır. Uygun IPC sembolleri her yıl ortalama iki milyon adet çıkarılan patent belgeleri üzerinde gösterilmektedir. Bu semboller, güncel tutulmak için sürekli gözden geçirilmekte ve her beş yılda bir yeni baskıları yapılmaktadır.

TRIPS Anlaşması’nın beşinci bölümü patentler ile ilgili düzenlemeler öngörmektedir. Anlaşma’nın 28.maddesi patent sahibinin münhasır haklarını saymaktadır. Buna göre özellikle patent konusu bir ürün olduğunda, üçüncü kişilerin o ürünü ancak patent sahibinin onayı ile üretebilecekleri, satışa sunulabilecekleri ve ithal edebilecekleri belirtilmektedir. Bir usul için patent alındığında, üçüncü kişiler bu usulü patent sahibinin izni olmadan kullanamayacak, patentli usül ile elde edilen ürünleri satamayacak ve ithal edemeyecektir. Patent sahipleri buluşlarına ilişkin teknik bilgileri komu ile paylaşmak zorundadırlar. Anlaşma’nın 29.maddesi ile öngörülen bu düzenleme, belirli bir ücret karşılığında bilgiye ulaşılmasını sağlamaktadır. Böylece, yaratıcı çalışmalar ve yenilikçiliğin teşvik edilmesi desteklenmektedir. Bu bilgilerin, hak sahibinin zor durumda kalmaması amacıyla patent süresi dolana kadar ticari amaçlarla kullanılmaması öngörülmektedir. TRIPS ile patentlerin koruma süresi başvuru tarihinden itibaren 20 yıl olarak belirlenmiştir.

Patent verilmesine ilişkin olarak iki istisna bulunmaktadır:

1.Ticari kullanım; kamu düzeni; genel ahlâk; insan, hayvan, bitki sağlığı; hayatın korunması ve çevrenin korunması düşünceleri bağdaşmayan buluşlara patent verilmemektedir.

2.İnsan ve hayvan vücuduna uygulanan tedavi ve cerrahi yöntemler, teşhis yöntemleri, mikroorganizmalar dışındaki bitki ve hayvan türleri ile önemli ölçüde biyolojik esaslara dayalı bitki ve hayvan yetiştirme usulleri patent korumasının dışında bırakılmıştır.

 

TRIPS 8(2). Maddesi, hak sahiplerinin sınai mülkiyet haklarını kötüye kullanmalarını önlemek ve ticaretin haksız şekilde sınırlandırılmasının önüne geçilmesi amacıyla uygun düzenlemelerin yapılması gerektiğini öngörmektedir. Bu çerçevede anlaşmanın 31.maddesinde düzenlenen zorunlu lisans hem gelişmekte olan ülkelerde sınai mülkiyet haklarının korunmasının desteklenmesi hem de konuyla ilgili diğer uluslararası düzenlemelere örnek oluşturulması bakımından önem taşımaktadır. Zorunlu lisans uygulaması, patentli bir ürünü kullanma hakkı elde etmek isteyen kişinin, ticari karşılığını ödemeyi kabul etmesine rağmen patent sahibinden lisans almakta başarısız olması halinde verilmektedir. Bu belge, patent alınan ülke kurumu tarafından sağlanmaktadır. Olağanüstü hallerde, aciliyet gerektiren diğer koşullarda ve kamu yararı gerektiren durumlarda karşılık ödenmesi şartının yerine gelmesi beklenmemektedir. Böyle bir durumda patent sahibinin bu kullanımdan haberdar edilmesi gerekmektedir. Zorunlu lisans ile sağlanan kullanım hakkı münhasır bir hak değildir ve tespit edilen amaç koşullar çerçevesinde geçerlidir. Bu tür lisanslar esas olarak iç piyasaya arz için verilmektedir ve verilmesi için oluşan koşullar ortadan kalktığında zorunlu lisans ortadan kalkar. Aynı zamanda, yarı iletken teknolojisi söz konusu olduğunda lisans yalnızca ticari amaç gütmeyen kullanım için kamu yararına sunulur. Zorunlu lisansın ekonomik değeri göz önünde bulundurularak hak sahibine pay ödenmesi gereklidir. Ödenecek pay, üye devlet otoriteleri tarafından belirlenmektedir.

 

Avrupa Birliği Düzenlemeleri

Topluluk mevzuatında patent koruması konusunda ulusal patent uygulamaları dışında iki düzenleme bulunmaktadır. Bunlardan ilki Avrupa Patent Sözleşmesi (EPC) ile öngörülen ‘Avrupa Patenti’ diğeri de 1 Ağustos 2000 tarihinde kabul edilen tüzük önerisi ile düzenlenmiş “Topluluk Patenti”dir. Topluluk Patentini düzenleyen Tüzük önerisi henüz kabul edilmediği için AB’de patent sistemi ulusal uygulamalara ve Avrupa Patenti’ne dayanmaktadır. AB ülkelerinin tamamı Avrupa Patent Sözleşmesi’ne taraf oldukları için Birlik düzeyince uyumlu bir yapı hakimdir.

 

Avrupa Patenti

Avrupa Patent sözleşmesinin 52(1).maddesi Avrupa patentinin; sanayide uygulanabilir ve yeni olan buluşlara verileceğini öngörmektedir. Ancak aynı maddenin diğer paragraflarında buluş olarak nitelendirilemeyecek ve patent verilmesinin dışında bırakılacak öğeler sayılmaktadır. Buna göre;

·Bilgisayar programları, teknolojiye katkıda bulunan üretim ve kontrol süreçleri buluş kapsamında değerlendirilmemektedir;

·Ameliyat ve terapi yoluyla insan veya hayvan vücudunun tedavi edilmesi yöntemleri buluş olarak kabul edilmemektedir;

·Hayvan ve insan vücudu üzerinde uygulanan tanı yöntemleri sanayide uygulanabilir buluşlar değildir;

·Bitki ve hayvan türleri ile bitki ve hayvan üretimi için belirlenen biyolojik süreçler patent verilebilirliğin dışındadır.

 

Patent başvurusu, Avrupa Patent Ofisi’nden (EPO) veya ulusal ofislerden alınacak EPO dilekçe formu ile yapılmalıdır. Bu forma, buluşun tarifnamesi ve ilgili resimler eklenmelidir. Başvuru yapılırken, korumanın hangi ülkelerde geçerli olmasının istendiği belirtilmelidir ve söz konusu ülkeler EPC’ye taraf olmalıdır. Başvuru EPO tarafından belirlenen resmi dillerden biriyle (İngilizce, Fransızca, Almanca) yapılmalıdır. Bu dillerden birinin resmi bir dil olarak kullanılmadığı bir ülkeden yapılan başvurularda o ülkenin resmi dili kullanılabilir. Ancak böyle bir durumda başvurunun EPO dillerinden birine yapılan çevirisi 3 ay içinde Avrupa Patent Ofisi’ne gönderilmelidir.

Avrupa patentinin koruma süresi başvuru tarihinden itibaren 20 yıldır.

 

Topluluk Patenti

Komisyon tarafından topluluk patenti sistemini düzenleyen ve bu tarihe kadar uygulanmasına engel olan sorunların ortadan kaldırılması için gerekli düzenlemeler öngören bir tüzük önerisi hazırlanmıştır. Tüzük önerisine göre, topluluk patentinin ilk özelliği özerk olmasıdır. Bu özerk sistemin ulusal patent düzenlemelerini ve Avrupa patenti sistemini tamamlaması öngörülmektedir. Tüzük önerisinin 2.maddesine göre topluluk patenti üniter bir yapıdır, dolayısıyla, geçerliliği, devredilmesi ve tükenmesi Topluluk çapında etki doğuracaktır. Tüzük, Avrupa’da rekabet edebilirliğin geliştirilmesi amacıyla deniz altı ve uzay olanakları kullanılarak yapılan buluşların da koruma kapsamına alınmasını öngörmektedir.

Tüzük önerisi, TRIPS Anlaşması’na uyumlu olarak hazırlanmıştır ve çoğu yerde bu Anlaşma’ya atıf yapılmaktadır. Patent sahiplerine tanınacak münhasır haklar TRIPS Anlaşması’nın 28. maddesi ile aynı şekilde belirlenmiştir. Buna göre patent başvurusu konusunun bir ürün ve usul olması halinde patent sahibi üçüncü kişileri bu ürünleri ve usulleri kullanma, satma ve ithal etme hakkından mahrum etme yetkisine sahiptir. Tüzük önerisinin 21. maddesi zorunlu lisans uygulamasında ayrımcılığın önlenmesini ve patent başvurusunun konusu ürünler olduğunda, ithal ürünler ile ulusal ürünlerin arasında fark gözetilmemesi gerektiğini öngörmektedir. Aynı maddenin 3. paragrafı uyarınca Komisyon; kriz, acil durum ve rekabete aykırı durumların ortadan kaldırılması için yapılması gereken işlemler gibi bazı özel durumlarda patentten faydalanma hakkına sahip olacaktır. 22.madde üye devletler Topluluk patentine ilişkin olarak zorunlu lisans sağlayamayacaklarını düzenlemektedir.

Topluluk patentinin koruma süresi 20 yıl olarak belirlenmiştir. Tüzüğün yürürlüğe girmesinin ardından bir komite tarafından belirlenecek yenileme ücretinin ödenmesi halinde bu süre uzatılabilir. Patent koruması kapsamının dışında bırakılacak buluşlar Avrupa Patenti sisteminde belirlenen unsurlar ile aynıdır. Topluluk patenti için başvuruda bulunan kişi, gerektiği durumda başvurusunu Avrupa patentine çevirebilir. Ancak Avrupa patenti almış biri başvurunun AB dışındaki bir ülkeden olması durumunda Topluluk patenti alması mümkün değildir.

Tüzük ile “ Topluluk Fikri Mülkiyet Mahkemesi” kurulması öngörülmektedir. Buna göre, AB üyesi ülkelerin mevcut mahkemelerinin bazıları Topluluk Patent Mahkemesi olarak görev yapacaktır. Söz konusu mahkemeler, yetki alanları tüm Birliği kapsayacak şekilde Topluluk patentinden doğan uyuşmazlıklara bakacaklardır. Ayrıca ATAD’dan bağımsız çalışacak Topluluk Patenti Temyiz Mahkemesi kurulması düzenlenmektedir. Tüzük ile ilgili çalışmalar, tarafların Topluluk patenti sisteminin yürürlüğe girmesine ilişkin endişelerini gözden geçirmeleri ve konuya ilişkin öneriler hazırlamaları amacıyla 2008 yılına kadar durdurulmuştur. Bu nedenle, mahkemeler henüz kurulmamıştır.

Belirli koşullar altında Topluluk patentine AB dışındaki ülkelerden de başvuru yapılabileceği öngörülmüştür. Buna göre söz konusu ülkenin,

 

 

·Avrupa Patent Sözleşmesine taraf olması

·AB ile Gümrük Birliği veya Serbest Ticaret Bölgesi oluşturması,

·Konsey’in oy birliği ile alacağı kararda AB üye ülkeleri ile özel anlaşma yapmak üzere müzakereye davet edilmesi gerekmektedir. Bahsedilen şartlar çerçevesinde, Türkiye’nin Topluluk patenti sistemine AB üyesi olmadan dahil olması mümkün görülmektedir.

 

Topluluk patenti üzerinde bir uzlaşmaya varılmasının önündeki engeller olarak; çevirinin yasal geçerliliğine kimin karar vereceği, hatalarla nasıl başa çıkılacağı, çevirilerin tescil süresinin belirlenmesi, ulusal patent ofislerinin konumu ve Topluluk içindeki patent davalarıyla ilgilenecek merkezi bir mahkemenin gerekliliği konularında şüphelerin bulunması gösterilmektedir.

Komisyon 16 Ocak 2006 tarihinde geniş kapsamlı bir kamuoyu yoklaması yapmıştır. Yapılan araştırmada 2500 kişi yer almış ve sonuçlarda AB’nin patent sistemi ile ilgili ilk önceliğin Topluluk patentinin yürürlüğe girmesi gerektiği oraya çıkmıştır. Bu araştırmanın ardından Komisyon, 29 Mart 2007 tarihinde bir Tebliğ yayımlamıştır. Kamuoyu yoklamasından elde edilen işlevsel sonuçlara dayanarak hazırlanan Tebliğ’de Topluluk patenti sisteminin çok maliyetli olduğu ve yasal belirsizlikler içerdiği belirtilmiştir. Tebliğ, 2008 yılında Topluluk patentinin etkili bir şekilde uygulanmasının sağlanmasına yönelik olarak patent kalitesi, bilgi transferi ve uygulamaya yönelik tedbirler içermektedir.

 

Türk Hukukundaki Düzenlemeler

Türk patent hukukunun kaynakları 551 sayılı “Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” (PatKHK) ile “Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Uygulama Şeklini Gösterir Yönetmelik”tir. Ülkemizde uygulanan mevzuat çerçevesinde patentlerin incelemeli ve incelemesiz olmak üzere iki ayrı sisteme göre verilmesi öngörülmektedir. İncelemesiz sistemde buluşların yenilik incelemesi yapılmamaktadır. Buluşlar için 7 yıl süreli patent verilmekte fakat hukuki koruma sağlanmamaktadır. Dolayısıyla bu süre içinde patent sahibi veya üçüncü kişiler inceleme yapılması için başvurabilmektedirler. Bu sistem 20 yıllık koruma öngören incelemeli sisteme göre daha kısa sürede tamamlanmaktadır. KHK’ya göre bir buluşa patent verilebilmesi için buluşun; yeni olması, tekniğin bilinen düzeyini aşması ve sanayide kullanılabilir olması gerekmektedir.

 

Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yerleşik olan veya sanayi ve ticaret alanında faaliyette bulunan gerçek ve tüzel kişiler, Paris Sözleşmesi’ne taraf ülke vatandaşları ve DTÖ üye ülke vatandaşları patent başvurusu yapabilmektedirler. Bunun yanı sıra, Türkiye Cumhuriyeti uyruğundaki kişilere patent koruması tanıyan ülke vatandaşlarına, karşılıklılık ilkesi uyarınca Türkiye’de buluşların patentlenmesi için TPE’ye başvurulması gerekmektedir. Bu kapsamda sağlanacak koruma ulusal düzeydedir.

Türk patent sistemine göre, TRIPS ile uyumlu olarak, kullanma zorunluluğu sözleşmeye dayalı lisans ile yerine getirilemez ve patent sahibi patent aldığı buluş için lisans vermeyi teklif etmezse, 3 yıllık süre sonunda mahkeme yoluyla veya Bakanlar Kurulu kararıyla buluş konusunun kullanılması için zorunlu lisans verilebilmektedir. Zorunlu lisans verilebilmesi için; patent konusu buluşun kullanılması, patent konularının bağımlılığının ve kamu yararının söz konusu olması gerekmektedir. Ayrıca TPE’nin arabuluculuğu sonucunda sözleşmeye dayalı lisans verilmesi mümkün olmazsa, zorunlu lisans talep edilebilir.

Türk hukukunda zorunlu lisans uygulamasını düzenleyen hükümler AB mevzuatı ile tamamen uyumludur. Aynı zamanda, 551 sayılı KHK’da patent koruması kapsamına alınmayacak çalışmalar ile ilgili yapılan düzenlemeler Avrupa Patent Sözleşmesi ve TRIPS hükümleri ile uyumludur. Aynı zamanda, kamu düzeni ve genel ahlâka aykırı buluşlar ile bitki ve hayvan yetiştirme yöntemleri patent korumasının dışında bırakılmıştır.

Türkiye’nin Avrupa Patent Sözleşmesi’ne (EPC) taraf olması dolayısıyla Türk vatandaşları da Avrupa Patenti alabilmektedir. AB üye ülkelerinin tamamı bu Sözleşme’ye taraf oldukları için Türk buluşlarına bu kapsamda sağlanan patent koruması Birlik çapında geçerli olmaktadır. Ancak, Topluluk patentine ilişkin Tüzük henüz yürürlüğe girmediği için bu korumadan faydalanılması söz konusu değildir.

Fikri mülkiyet hukuku faslında, 2006 yılı ilerleme Raporu ve tarama raporuna bakıldığında, patentler ve faydalı modeller ile ilgili düzenlemelerde AB’ye uyumun ileri düzeyde olduğu görülmektedir. Türkiye’nin başta EPC olmak üzere patent korumasıyla ilgili uluslararası düzenlemelere taraf olması AB mevzuatına uyum sağlanmasını kolaylaştırmaktadır. Uygulamaya yönelik eksiklerin giderilmesine ilişkin çalışmaların ise, 17 Nisan 2007’de kamuoyuna açıklanan “AB Müktesebatına Uyum Programı” kapsamında, 2007-2008 yasama döneminde gerçekleştirilmesi öngörülmektedir. Bu bağlamda, KHK’lar ile düzenlenen konuların kanunlaştırılması ve ilgili uygulama hükümlerinin AB düzenlemeleri ile uyumlaştırılması ve ilgili uygulama hükümlerinin AB düzenlemeleri ile uyumlaştırılması hedeflenmektedir. Uyum Programı’nın fikri mülkiyet hukuku faslında sınai mülkiyet haklarına ilişkin bölümü Ek 1’de sunulmuştur.

Faydalı Model

Faydalı model, yeni ve sanayide uygulanabilir buluşlar olarak tanımlanmaktadır. Buluş basamağı düzeyinin düşük olması ile KOBİ’ler için uygun olan, bir öğretiye dayanmaktan çok pratik çözümlere yönelen, teknolojik artı değer katmaktan çok kolaylık sağlamaya yönelik belgelerdir.

 

Uluslararası Düzenlemeler

TRIPS ve diğer uluslararası antlaşma/anlaşmalarda faydalı modellere ilişkin ayrıntılı düzenlemeler yapılmamıştır. Yalnızca, Patent İşbirliği Antlaşması’nda patentlere ilişkin hükümlerin faydalı modeller için de geçerli olacağı ifade edilmektedir.

 

Avrupa Birliği Düzenlemeleri

Avrupa Birliğin’de buluşların faydalı model ile korunmasına ilişkin ortak bir düzenleme bulunmamaktadır. Birlik çapında etkiye sahip olacak Topluluk faydalı modelini oluşturan Direktif önerisi henüz kabul edilmemiştir ve konu ile ilgili çalışmalar sürdürülmektedir. İngiltere, İsveç ve Lüksemburg dışındaki üye devletler kendi ulusal hukuklarındaki düzenlemeler uyarınca faydalı model koruması öngörmektedir. Ulusal sistemler arasında farklılıklar bulunmakta ve faydalı modeller farklı isimler ve işlevler kullanılmaktadır.

Topluluk faydalı modeline ilişkin Direktif önerisinde, tanımlı veya üç boyutlu olma şartı olmadan hem ürünlerin hem de yöntemlerin korunması öngörülmüştür. Topluluk faydalı modeline başvurular sadece resmi soruşturmaya tabi olacak, belgenin alınması sürecinde yenilik ve buluş basamakları incelenmeyecek ve taleplerde sayı sınırı olmayacaktır. Başvuru sahipleri veya üçüncü kişiler, teknolojinin son durumu ile ilgili araştırma raporu talep edebilecektir. Bu rapor dosyaya eklenecek ve yasal süreçte yer alacaktır. Topluluk faydalı model ile tanınan haklar, patent ile sağlananlara eş olacaktır. Korumanın süresi başvuru tarihinden itibaren 10 yıl olacak ve yenilenmeyecektir.

Topluluk faydalı modelinin kabul edilmesine karşı çıkanların üzerinde durdukları temel nokta, Topluluk çapında sağlanacak korumanın zaman içinde patent korumasına zarar vereceği endişesidir. Buna ek olarak; rekabetin kötü etkilenmesi, yasal belirsizlik oluşması, yetersiz ölçütler kullanılması gibi ihtimallerin üzerinde durulmakta ve yerel ve ulusal koruma sağlanmasına rağmen Topluluk düzeyinde bir koruma sağlanamayacağı ifade edilmektedir. Destekleyenler ise bu düzenlemenin patent sistemini tamamlayacağını ve daha ucuz olması nedeniyle özellikle KOBİ’ler için yararlı olacağın öne sürmektedirler.

 

Türk Hukukundaki Düzenlemeler

PatKHK 154. maddede faydalı modelin; yeni, sanayide uygulanabilir ve buluş olma özelliklerini taşıdığı, üç boyutlu ürünlere de uygulanabildiği ifade edilmektedir. Faydalı modelin unsurları arasında buluş basamağının olmaması nedeniyle söz konusu buluş “küçük buluş” olarak nitelendirilmektedir.

Faydalı model başvurusu yapılırken patent başvurusu için belirlenmiş olan belgeler kullanılır. Bunun yanı sıra dilekçede faydalı model talep edildiğinin belirtilmesi gereklidir. Patent ile sağlanan haklar, aynen faydalı model ile de sağlanır. Aynı buluş için hem patent hem de faydalı model belgesi verilemez. KHK’nın 164(2). Maddesi uyarınca faydalı model koruması 10 yıl sürer ve uzatılamaz.

Patentler kapsamında, özellikle AB’ye uyum çerçevesinde biyo teknolojik buluşların korunması ve ek koruma sertifikaları konularına değinilmesi gerekmektedir. 2006 yılı ilerleme Raporu ve tarama raporunda bu alanlar üzerinde durulmuştur.

 

Biyolojik Buluşların Korunması

Tekonolojinin gelişmesiyle genetik bilimindeki ilerlemeler sınai mülkiyet hakları alanında ve özellikle patent konusunda yeni düzenlemelerin yapılmasını gerektirmiştir. Bu çerçevede biyoteknolojik buluşların korunup korunmayacağı ve hangi kapsamda değerlendirileceği tartışma konusu olmuştur.

 

Uluslararası Düzenlemeler

Biyoteknolojik buluşların korunması konusuna, gelişen teknoloji ile ortaya çıkması ve ülkeler arasında farklılıklar bulunması nedeniyle uluslararası düzenlemelerde veya TRIPS Anlaşması’nda yer verilmiştir.

 

Avrupa Birliği Düzenlemeleri

Topluluk mevzuatında biyoteknolijik buluşların korunması konusu 98/44/EC sayılı Direktif ile düzenlenmiştir. Söz konusu Direktif ile biyoteknoloji alanına özgü yeni bir patent yaratmak ve bunun şartlarını saptamak değil, AB üye ülkelerinin ulusal mevzuatlarının yakınlaştırması ve uyumlaştırması hedeflenmektedir. Bu amaç, biyoteknoloji alanındaki girişimlerin riskli ve maliyetli olması göz önünde bulundurularak belirlenmiştir.

Direktif’in 2.maddesi biyolojik materyali genetik bilgiler içeren ve kendi kendine veya biyolojik bir sistem içinde çoğaltılabilen materyal olarak tanımlanmıştır. Direktif, biyoteknolojik buluşları tanımlamamaktadır. Direktif’in 3(1) .maddesi göre bir buluş biyolojik materyal içerse dahi patent alabilmek için yeni olmalı, buluş basamağı bulunmalı ve sanayide uygulanabilir olmalıdır. Bu şartları taşıyan buluşlar, biyolojik materyallerde oluşmuş, biyolojik materyaller içeriyor veya biyolojik materyallerin çoğaltılmasını, işlenmesini veya kullanılmasını sağlamaya yönelik bir usul olsalar da patent alabilmektedir.

Direktif’e göre DNA dizilimleri teknik bilgi içermemektedir ve patente konu değillerdir. Ancak bir biyolojik materyale, doğal ortamından izole edilmesi veya teknik bir işlemle üretilmesi halinde, daha önce doğada ortaya çıkmış olsa bile patent verilebileceği 3(2). Madde ile hükme bağlanmıştır. Benzer şekilde, 4.maddeye göre, insan vücudunun bir unsurunun izole edilmiş veya teknik işlemle üretilmiş olması halinde söz konusu unsura doğal haliyle aynı bile olsa patent verilebilmektedir. Bitki ve hayvan türlerine patent verilmemektedir ancak geliştirilen teknik, belli bir bitki veya hayvan türüne özgü değilse bu tekniğe patent verilebilmektedir.

Patent verilemeyecek teknoloji 6(2).maddede şu şekilde belirlenmiştir:

·İnsan kopyalama usulleri,

·İnsan çekirdek genetik kimliğini değiştiren usuller,

·İnsan embriyosunun sanayide ve ticari amaçlarla kullanılması,

·İnsana veya hayvana önemli bir tıbbi yarar sağlamaksızın, hayvanların eziyet çekmesine sebebiyet veren, hayvanların genetik kimliğini değiştiren usuller ve bu usuller sonucu ortaya çıkan hayvanlar.

 

Türk Hukukundaki Düzenlemeler

Türkiye’de genetik bilimi alanında incelemeler ve çalışmalar yapılmaktadır. Ancak hukuki alanda bir düzenleme bulunmamaktadır. Tarama raporunda biyoteknolojik buluşların korunmasına dair eksikliklerin müzakere sürecinde giderilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Uyum programı çerçevesinde, 98/44/EC sayılı Direktif’in Türkiye’de uygulanmasına ilişkin düzenlemelerin 2007-2008 yasama döneminde gerçekleştirilmesi öngörülmektedir.(bkz.Ek 1).

 

 

 

 

 

 

Ek Koruma Sertifikaları

 

Uluslararası Düzenlemeler

Ek koruma sertifikalarına ilişkin düzenlemeler yalnızca AB mevzuatında bulunmaktadır. Uluslararası düzenlemelerde veye TRIPS Anlaşması’nda bu konuya yer verilmemiştir.

 

Avrupa Birliği Düzenlemeleri

Ek koruma sertifikaları, patent ile sağlanan koruma süresinin belirli bir süre uzatılmasını düzenlemektedir. Topluluk hukukunda, patent başvurusunun yapılmasından itibaren 20 yıl olan patent koruma süresince patent sahibinin, mahkemeler aracılığıyla, patentin geçerli olduğu sınırlar içinde korunan ürünü başkalarının üretmesini veya ticari amaçla kullanmasını engelleme hakkı vardır. Bununla beraber, tıbbi ürünlerin patentlerinin alınmasından çok uzun bir süresi üreticinin patentli üründen ticari kazanç sağlaması bakımından kısa olabilmektedir. Benzer şekilde bitki çeşitlerinin geliştirilmesi de uzun ve masraflı araştırma çalışmaları ile sağlanabilmektedir. Yeni bir ürünün geliştirilmesi ile pazarda korunur hale gelmesi arasında geçen süre hak sahiplerinin ekonomik açıdan zor durumda kalmalarına neden olabilmektedir. Sonuç olarak ek koruma sertifikaları, üretici açısından, bir ürün için patent alınmasıyla ürünün piyasaya çıkması arasında geçen zamandan kaynaklanan ekonomik zararın telafi edilmesini amaçlamaktadır.

 

Avrupa Birliği’nde 1768/92/EC sayılı “ Tıbbi Ürünler İçin Ek Koruma Sertifikası Oluşturulması Hakkında Konsey Tüzüğü” ve 1610/96/EC sayılı “Bitki Ürünlerinin Korunması İçin Ek Koruma Sertifikası Oluşturulması Hakkında Konsey Tüzüğü” ile ek koruma sertifikası (Supplementary Protection Certificate) mekanizması oluşturulmuştur. Böylece, 20 yıllık koruma süresi 5 yıl daha uzatılabilmektedir. Bu süre, piyasaya çıkan ilaçlar için 15 yıl olabilir. Yapılan düzenlemelerde ek koruma sertifikası alınabilmesi için gerekli koşullar belirlenmiştir.

Buna göre;

·tıbbi ürünün patent ile korunuyor olması,

·ürünün ticarete konu olabileceğine dair izin belgesinin bulunması,

·ürünün daha önce sertifika almamış olması,

·alınan izin belgesinin ilk olması

gerekmektedir.

 

Ek koruma sertifikası ile sağlanan korumanın başvuru tarihinden itibaren 6 ay içinde başlaması öngörülmektedir. Patent korumasını sağlayan koşullar veya yukarıda belirtilen koşullar ortadan kalktığı zaman sertifika ile sağlanan koruma otomatik olarak yürürlükten kalkar. Üye devletler ek koruma sertifikası sağlamak için yıllık ücret talep etme hakkına sahiptirler.

 

Türk Hukukundaki Düzenlemeler

Türk hukukunda ek koruma sertifikaları ile ilgili düzenlemeler bulunmamaktadır. Tarama raporunda, müktesebat uyumu açısından sorun yaratan bu eksikliğin müzakere süreci içinde ortadan kaldırılması gerektiği belirtilmiştir. Bu çerçevede Uyum Programı’nda, 2009-2013 yılları arasında çıkarılacak yasal düzenlemeler arasında ilaçlarda ve bitki koruma ürünlerinde ek koruma sertifikası uygulamalarına başlanması ve ilgili sektörlerde araştırma geliştirme faaliyetlerinin teşvik edilmesi öngörülmektedir (bkz. Ek 1).

 

2.1.2. MARKALAR

 

Marka, bir işletmenin mal veya hizmetlerini bir başka işletmenin mal ve hizmetlerden ayırt etmeyi sağlayan her türlü işareti ifade etmektedir. Marka olarak tescil edilen işaretlerin çoğu sözcükler ve iki boyutlu işaretler olsa da, ses, müzik, kokular ve üç boyutlu işaretler de marka olarak tescil edilebilmektedir. Teknolojinin gelişmesiyle beraber en yaygın olarak kullanılan ticaret alanlarından biri de internet olmuştur. Her kullanıcıya ait bilgisayara ulaşmak için daha önce tanımlanmış alan isimleri internet kullanıcılarının kimliği durumundadır. İnternette alan adlarının kullanımında kullanıcıların talepleri göz önünde bulundurularak bunlar da tescil sağlanmaktadır.

 

Uluslararası Düzenlemeler

1883 Paris Sözleşmesi taraf ülke vatandaşlarının marka tescili ve korunması konusunda eşit haklara sahip olduklarını ifade etmektedir. Sözleşme’ye göre, marka olarak tescil edilemeyecek işaretlerin dışında, bir üye ülkede tescil edilen markanın, öteki üye ülkelerdeki başvurusu ve korunması o ülke kanunları çerçevesinde değerlendirilerek kabul edilebilmektedir. Paris Sözleşmesi, “tanınmış marka” kavramını düzenleyen ilk anlaşma olması bakımından da önemlidir. Sözleşme’nin 1.mükerrer 6.maddesine göre Birlik üyeleri tescilin talep edildiği ülkenin yetkili makamları tarafından, söz konusu o ülkede Sözleşme’den yararlanacağı kabul olunan bir kişiye ait olduğu, aynı veya benzeri ürünler kullanıldığı herkesçe bilinen bir markanın karışıklığa meydan verebilecek surette örneğini, taklidini veya tercümesini yapan bir markanın tescilini reddedeceklerdir. Tescilin hükümsüzlüğü için yapılan başvuru için en az 3 yıllık süre tanınması öngörülmektedir.

Türkiye’de 1999 tarihinden bu yana uygulanmakta olan Madrid Protokolü, tek bir başvuru yaparak ve tek bir dil kullanarak birden fazla ülkede uluslararası tescil sağlamaktadır. Bu sistemde uluslararası tescilden sonra yapılan tüm değişikliklerde tek ve basit bir işlem ile sicile kayd edilebilmektedir. Madrid sistemi ile sağlanan koruma süresi 10 yıldır. Bu süre, başvuru yapılması halinde 10 yıl daha vekiline uluslararası koruma süresi bitmeden 6 ay önce haber verir. Uluslararası ve ulusal marka tescil başvurusu için gerekli belgeler Ek 2’de yer almaktadır.

Uluslararası, başvuru yapılırken Nice ve Viyana Anlaşmalarında belirlenen sınıflandırma kurallarına uyulması gerekmektedir. Nice Anlaşması, ticaret ve hizmet markalarının tescili amacıyla eşya ve hizmetlerin sınıflandırılmasını öngörmektedir. Sınıflandırma ile uluslararası ve ulusal tescillerde kolaylık ve uyum sağlanması amaçlanmaktadır. Nice sınıflandırmasında eşyalar için 34, hizmetler için 11 sınıf belirlenmiştir. Ayrıca tüm eşyaları ve hizmetleri kapsayan 11.600 maddelik bir alfabetik liste bulunmaktadır. Viyana Anlaşması ise, tüm şekilli elemanları kategorilere, bölümlere ve kısımlara ayıran, genelden özele inen hiyerarşik bir yapı öngörmektedir. Bu kapsamda 29 kategori, 144 bölüm ve 1.887 kısım bulunmaktadır. Resmi belgeler ve yayınlarda belirlenen kategori, bölüm ve kısım numaralarının CFE kısaltılması ile tamamlanması gerekmektedir. CFE, Uzmanlar Komitesi, tarafından belirlenen “Şekilli Elemanların Sınıflandırılması” (Classification of Figurative Elements) ibaresinin kısaltmasıdır.

TRIPS Anlaşması’nın ikinci bölümü markalar konusunu düzenlemektedir. 15(1).madde, bir işletmenin mal ve hizmetlerini diğer işletmeninkilerden ayırt etmeye yarayan tüm işaretlerin ve işaret gruplarının marka olarak değerlendirilebileceğini ifade etmektedir. Anlaşma, markaların koruma süresinin en az 7 yıl olmasını öngörmektedir. Koruma 7 yıllık sürelerle sınırsız olarak yenilenebilir. Koruma süresi boyunca hak sahibi, markasının veya karışıklık yaratacak şekilde benzerlerinin kullanımını önleme yetkisine münhasıran sahiptir. Marka hakkının devri konusunda zorunlu lisans uygulaması öngörülmemektedir.

 

 

 

Menşe Ofis Kavramı ve Başvuru Yetkisi

Uluslararası, başvuru yapılırken Madrid Protokolü’ne üye ülkelerin ofislerinden birinin kullanılması zorunludur. Doğrudan başvuru sahibi tarafından WIPO’ya gönderilen uluslararası başvurular dikkate alınmamakta ve başvuru sahibine iade edilmektedir. Başvuru sahibi uyruk bağı veya kuruluş bağına göre kullanacağı “menşe ofisi” belirlemek zorundadır. Bu çerçevede, TPE’nin Madrid Protokolü ile ilgili uygulamaları birbirinden farklı iki işlem sürecini içermektedir. Türkiye’nin “menşe ofis” olduğu durum ile Türkiye’nin “belirlenmiş ofis” olduğu durumlar arasındaki farkın göz önünde bulundurulması gerekmektedir. TPE’nin menşe ofis olduğu durumda, Enstitü’ye başvuru yapma yetkisi olan bir başvuru sahibi, Protokol’e taraf ülkelerde uluslararası tescil talep edebilir. TPE’de tescil veya başvuru halinde markası yoksa önce ulusal başvuru, daha sonra buna dayanarak uluslararası başvuru yapılmalıdır. TPE’nin belirlenmiş ofis olduğu durumda, Protokol’e taraf bir ofisten WIPO aracılığıyla gelen marka tescil başvurusu, TPE’ye yapılmış ulusal bir marka tescil başvurusu gibi incelenmekte ve alınacak karara göre tescil edilmekte veya diğer işlem süreçlerine tabi tutulmaktadır.

 

Avrupa Birliği Düzenlemeleri

Topluluk markası (Community Trade Mark- CTM) üniter yapıdadır, dolayısıyla tek bir marka olarak değerlendirilmemektedir ve geçerli olduğu her yerde aynı etkiye sahiptir. CTM, tüm Topluluğu kapsayacak şekilde olmadıkça tescil edilememekte, devredilememekte, iptali veya geçersizliği söz konusu olmamaktadır. Bu çerçevede Topluluk markasının tek bir üye devlette kullanılması dahi tüm Topluluk markasının tek bir üye devlette kalması dahi tüm Topluluk bakımından sonuç doğurmaktadır. Topluluk markasının Avrupa düzeyinde yerine getirdiği işlevler;

·malların ve hizmetlerin menşeini belirlemesi,

·Avrupa’ya mal ihraç edecek firmaların CTM elde etmek suretiyle AB üyesi ülkelerde markalarının korunmasını sağlayabilmeleri,

·şirketlerin tüketici karşısında taahhütte bulunmalarını garanti etmesi,

·ticaret ve tanıtım için temel teşkil etmesi

·olarak sıralanabilir.

 

Topluluk Markası Tüzüğü’nün 5.maddesi Topluluk markası tescil başvurusunda bulunabilecek kişileri belirlemiştir. Buna göre AB üye ülkeleri vatandaşları, Paris Sözleşmesi ve DTÖ Kurucu Anlaşmasına taraf ülke vatandaşları, Paris Sözleşmesi’ne taraf olmayan bir ülke vatandaşı olup da Sözleşme’ye taraf ülkelerden birinde gerçek ve etkin ticari faaliyet gösteren kişiler, karşılıklılık ilkesi doğrultusunda Topluluk, Paris Sözleşmesi ve DTÖ kapsamında sağlanan korumayı sağlayan ülke vatandaşları başvuruda bulunabilecektir. Bu çerçevede Türk vatandaşları da CTM başvurusu yapma hakkına sahiptirler. Topluluk markası başvuruları için gerekli belgeler Ek 2’de yer almaktadır.

Topluluk markasının tescili işlemlerini gerçekleştirmek üzere Tüzüğün 2.maddesi ile İç Pazarda Uyumlaştırma Ofisi (Office for Harmonization in the Internal Market-OHIM) oluşturulmuştur. Topluluk markası tescil başvuruları OHIM, ulusal ofisler veya Benelüks Marka Ofisi’ne söz konusu markanın tescil edilip edilemeyeceğine yönelik bir araştırma yapılır. Aynı süre içinde başvuru, Avrupa Topluluğu Resmi Gazetesi’nde Birliğin tüm resmi dillerinde yayımların. Başvuru yapıldıktan sonra üçüncü kişilerin 3 aylık itiraz hakkı bulunmaktadır. Topluluk markası için yapılan başvurunun kabul edilmesi halinde sağlanan koruma 10 yıldır. Bu süre gerekli ücretler ödendiği sürece yenilenebilir. CTM sahibi, AB bünyesinde markasına benzer veya karşılaştırılabilir nitelikleri olan işaretlerin, onayı alınmadan kullanılmasını önleyebilmektedir. Hak sahibi bu yetkilerini üçüncü kişilere devredebilir.

 

Türk Hukukundaki Düzenlemeler

Türk hukukunda markalar konusu 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlenmiştir. KHK çerçevesinde marka; bir işletmenin ürettiği mal ve hizmetleri, bir başka işletmenin mal ve hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlamak koşuluyla, kişi adları da dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar,malların biçim ve ambalajları gibi çizimle görüntülene bilinen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayımlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işareti içermektedir. Yapılan bu tanımlama TRIPS Anlaşması’nın 15(1).maddesi ve AB düzenlemelerinde yer verilen tanımlar ile uyumludur.

 

Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde ikamet eden veya sınai ve ticari faaliyette bulunan gerçek ve tüzel kişilerle, Paris Sözleşmesi ileDTÖ Kurucu Anlaşması hükümleri uyarınca başvuru hakkına sahip kişiler marka korumasından yararlanabilirler. Karşılıklılık ilkesi çerçevesinde, Türk uyruğu olanlara marka koruması sağlayan ülke uyruklarına da Türkiye’de aynı koruma sağlanır. Başvuru sahibi, başvurusu Paris Sözleşmesi’ne üye ülkelerden birinde yapılmış bir başvuruya veya resmi sergilerdeki gösterime dayanıyorsa, ilk başvurudan veya gösterimden doğan rüçhan hakkına sahiptir. Bu hak, başvuru tarihinden itibaren 6 ay içinde kullanılmalıdır, süre içinde kullanılmayan hak geçerliliğini kaybeder.

Tescilli markaların koruma süresi başvuru tarihinden itibaren 10 yıldır. Talep edildiği taktirde koruma 10 yıllık sürelerle uzatılabilir. Tescilli marka başkasına devredilebilir, ancak markanın devri mal ve hizmetlerin coğrafi kaynağı, kalitesi veya markanın kendisi ile ilgili olarak halkı yanıltacak nitelikte ise devir esnasında bu durum ortadan kaldırılmalıdır. Koruma süresi sona eren markanın yenilenmesi için ilgili ücretlerin ödenmesi gereklidir.

Marka sahibinin, markasının izinsiz kullanılmasını önlenmesini talep etme hakkı uyarınca aşağıdaki haller yasaklanabilecektir:

·İşaretin mal veya ambalajı üzerinde koyulması,

·İşareti taşıyan malın piyasaya sürülmesi veya benzeri amaçla depolanması, o işaret altında hizmetlerin sunulması veya sağlanması,

·İşareti taşıyan malın ihracı veya ithali,

·İşaretin şirketin iş evrakı ve reklamlarında kullanılması,

·Marka sahibinin izni olmaksızın markayı veya ayırt edilemeyecek derecede benzerini kullanmak süretiyle markanın taklit edilmesi,

·Tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünlerin satılması, dağıtılması veya başka şekilde ticaret alanına çıkarılması,

·Yukarıda belirtilen eylemlere iştirak veya yardım edilmesi ya da bunların teşvik edilerek kolaylaştırılması.

 

Tarama raporu, Türkiye’nin markalar ilişkin mevzuatının AB düzenlemeleri ile geniş ölçüde uyumlu olduğunu ortaya koymaktadır. Ne var ki, 2006 yılı İlerleme Raporunda, özellikle markaların tescil işlemleri konusunda başvuru ve itiraz süreçlerine ilişkin olarak eksiklikler bulunduğu üzerinde durulmaktadır. Tescil başuruları için belirlenen süreçlerin uzun olduğu ve itiraz konusunda karar gerekçelerinin yetersiz olduğu belirtilmektedir.Uyum Programı ile 2007-2008 yasama döneminde hukuki başvuru yolları ve hukuki yaptırımlara ilişkin hükümlerin AB mevzuatı ile uyumlaştırılması öngörülmektedir.

 

2.1.3. COĞRAFİ İŞARETLER

 

Coğrafi işaret herhangi bir yerin özelliklerinden, doğasından, insanından kaynaklanan bir niteliğe sahip olan ve bu özellikleri itibariyle tanınan ve satılan ürünlerin ayırt edilmesi için kullanılan koruma şeklidir. Marka koruması ile yakından ilgili olan coğrafi işaretler, malların gerçek kaynağı konusunda tüketicinin aldatılmasını önlemeyi amaçlar.

Coğrafi işaretler menşe ve mahreç işaretleri olarak ikiye ayrılırlar. Menşe işareti; coğrafi sınırları belirlenmiş bir yerden (yöre, alan, bölge veya ülke) kaynaklanan belirgin bir niteliği, ünü veya diğer özellikleriyle bu yer ile özdeşleşmiş özgül doğa ve insan etmeninden kaynaklanan, üretimi, işlenmesi ve diğer işlemlerin tümüyle bu yerin sınırları içinde üretilen bir ürünü tanımlamaktadır. Örnek olarak Ezine Peyniri ve Tekirdağ Rakısı verilebilir. Mahreç işareti taşıyacak ürünler, ait oldukları coğrafi bölgeye ait ham madde ve üretim yöntemlerinin aynen kullanılması ve ürünün kalitesinin aynı olması gereklidir. Mahreç işaretlerine örnek olarak Isparta halısı ve Trabzon ekmeği gösterilebilir.

 

Uluslararası Düzenlemeler

TRIPS Anlaşması’nın üçüncü bölümü coğrafi işaretler ile ilgili düzenlemeleri öngörmektedir. Anlaşma’nın 22.maddesine göre coğrafi işaretler, menşeleri üye ülkelerin belirli bölgeleri ile malın bu bölgeye ait olan mallar üzerinde yer alan işaretlerdir. Anlaşma hak sahiplerinin korunması bağlamında Paris Sözleşmesi’nin mükerrer 10. maddesine atıfta bulunmaktadır. Bahsedilen madde ile beraber Anlaşma’nın 22(2).maddesi, haksız rekabete neden olacak kullanımlar, halkı aldatıcı nitelikte mahreç işareti kullanılması, hatta doğru menşe gösteriyor olsa bile halka başka bir yerden geldiği imajını verecek menşe işaretlerinin kullanılmasının üye devletler tarafından engellenmesi gerektiğini öngörmektedir.

 

TRIPS Anlaşması, malların gerçek menşeinin belirtilmiş olduğu veya ‘cins’, ‘tip’, ‘stil’, ‘taklit’ gibi ifadeler eşliğinde kullanıldığı hallerde dahi hak sahibinden yetki alınmadığı takdirde coğrafi işaretlerin kullanılmasını yasaklamaktadır. Bir coğrafi işareti kullanma yetkisine sahip ürünler ve genetik olarak aynı olan ürünler bile bu işareti kullanamazlar. Benzer şekilde, aynı adı taşıyan bir başka yerden gelen ürünler de koruma altındaki ismi kullanma hakkına sahip değillerdir. Anlaşma, şarapları ve güçlü alkollü içkileri (viski, cin, rom vb.) koruma kapsamına dahil etmiştir. Bahsedilen ürünlerin tescil edilmesi için ulusal düzenlemelerin de buna izin vermesi gerektiği belirtilmiştir. Şaraplar için, söylenişleri aynı, yazılışları farklı olan menşe adlarının korunmasındabir düzenleme yapılarak her ülkenin, söylenişi aynı olan menşe adlarının birbirinden ne şekillerde farklılaştığının belirlemesi gerektiği öngörülmektedir.

 

 

Avrupa Birliği Düzenlemeleri

510/2006/EC sayılı “Tarım Ürünleri ve Gıda Maddelerinde Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında Konsey Tüzüğü”nün 2.maddesinde menşe adları ve mahreç işaretlerinin korunma koşulları belirlenmiştir. Bu koşullar, yukarıda bahsedilenler ile aynıdır. Tüzük, belirlenen tarım ürünleri ve gıda maddelerinin menşe adları ve mahreç işaretlerinin korunmasını öngörmektedir. TRIPS düzenlemelerinden farklı olarak, şaraplar ve güçlü alkollü içkiler (viski, cin, rom vb.) coğrafi işaret korunması kapsamına alınmamıştır. Bununla beraber, coğrafi işaretler konusunda TRIPS ve AB düzenlemeleri geniş ölçüde uyumludur. Tüzüğün eklerinde koruma kapsamına alınacak ürün grupları şu şekilde belirlenmiştir:

Gıda maddeleri:

·Bira ve bitki özlerinden yapılan içecekler,

·Ekmek, pasta, kek, şekerleme, bisküvi ve benzerleri,

·Doğal sakızlar ve çamsakızı,

·Hamur işi yemekler.

Tarım ürünleri:

·Kurutulmuş otlar

·Yağ özleri,

·Mantar,

·Kırmızı böceği (cochineal)

·Çiçekler ve süs bitkileri

·Yün,

·Hasır.

3.madde uyarınca kamuya mal olmuş isimler tescil edilmemektedir. Kamuya mal olma ile, ürünün üretildiği yer ile isminin özdeşleşmesi ve bu isimle kullanılması kastedilmektedir. Bir ismin kamuya mal olmuşluğunu belirlemek için; üye devletlerdeki kullanımı, diğer devletlerdeki kullanımı ve ilgili ulusal hukuk düzenlemeleri ile Topluluk hukukunun düzenlemelerinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

Avrupa Birliği’nde coğrafi işaretler Birlik düzeyinde tescile tabi tutulmaktadır. Buna göre, tescil başvurusu coğrafi işaretin bulunduğu üye ülke ofisine bir tarifname ile yapılmalıdır. Söz konusu ürün bir hammadde ise tarifnamenin, ürünün fiziki, kimyasal veya mikrobiyolojik özelliklerini içermesi gerekmektedir. Ulusal ofis, yapılan başvurunun Tüzük hükümlerine uygun olduğuna karar verirse başvuruyu Avrupa Komisyonu’na gönderir. Komisyon, üye ülke temsilcilerinden oluşan bir komite ile 6 ay içinde başvuruyu inceler. İnceleme üye devletlerde bulunan kurumlar veya özel kuruluşlar tarafından yapılabilir. İncelemeyi yapacak kurum veya kuruluşun tarafsızlığını ve nesnelliğini kanıtlamış olması gerekmektedir. Komisyon, sonuçla ilgili olarak üye devletleri bilgilendirdikten sonra, başvurunun tesciline karar verirse başvuru ve ayrıntıları Avrupa Toplulukları Resmi Gazetesi’nde yayımlanır. Üye ülkeler ve üçüncü ülkeler, ilanın yayımlanmasından sonraki 6 ay içinde itirazda bulunabilirler.

Tüzük hak sahibini, tescil edilen coğrafi işaretlerin isimlerinin doğrudan veya dolaylı olarak ticarete konu olmalarına karşı korumaktadır. Aynı zamanda, TRIPS ile benzer şekilde ‘stilinde’, ‘tipinde’, ‘usulünde’, gibi ibarelerin kullanımı da aldatıcı ve yanıltıcı olabilecekleri gerekçesiyle yasak kapsamına alınmıştır. Ürünün paketinde veya içinde doğası, menşei ya da nitelikleriyle ilgili yanlış veya yanıltıcı bilgiler verilmesi de yasaklanmıştır. İlgili gıda maddesi veya tarım ürünü adının kamuya mal olması durumunda yukarıda bahsedilen koşulları ihlal etmediği varsayılmaktadır. Ayrıca coğrafi işaret tescili için başvuru yapılmadan önceki tarihlerde iyi niyetle yapılan başvurular, Topluluk markası Tüzüğüne aykırı olmadıkları sürece devam edecektir.

Üçüncü ülkeler, Tüzük hükümlerine benzer veya eş koruma sağlamaları; Tüzüğe uygun inceleme düzenlemelerine sahip olmaları ve karşılıklılık ilkesi uyarınca AB üye ülkelerinden gelen ürünlere Topluluk ile aynı korumayı sağlamaları durumunda Topluluk hükümleri ile bağlı olabileceklerdir.

Avrupa Komisyonu 1996 yılında üye ülkelerin Tüzük uyarınca koruma kapsamına alınmasına karar verdikleri ürünlerin listesini içeren 1107/96/EEC sayılı Tüzüğü yayımlanmıştır. Liste; insan tüketimi için üretilen ürünleri gıda maddeleri ve tarımsal ürünler olmak üzere 3 başlıktan oluşmaktadır. Et, peynir, bal, meyve, sebze, ekmek, pasta ve yağları içeren liste AB ile ticaret açısından büyük önem taşımaktadır. Listeden AB’de en çok korunan ürünlerin yiyecek ve içecekler olduğu anlaşılmaktadır. 1107/96/EEC sayılı Tüzük, bu tür adlar taşıyan ürünlerin sadece adlarında geçen yerlerde üretilmelerini öngörmektedir.

 

Türk Hukukundaki Düzenlemeler

Türk Hukukunda coğrafi işaretlerin korunmasına ilişkin düzenlemeler 555 sayılı “Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ve bu Kararname’nin uygulanmasına ilişkin Yönetmelik ile yapılmıştır. 555 sayılı KHK, Türkiye’de özellikle doğal ürünler, sanayi, maden, tarım ve el sanatları ürünlerinden coğrafi özelliklere bağlı olarak taranan niteliklere sahip olanların korunmasını sağlamaktadır. İlgili ürünün üreticisi olan gerçek veya tüzel kişiler, tüketici dernekleri ve coğrafya yöre ile ilgili kamu kuruluşları TPE’ye tescil için başvuru yapabilmektedirler.

KHK’da öngörülen sistem AB ve TRIPS düzenlemeleri ile uyumludur. KHK’nın 15.maddesine göre hak sahipleri tescilli adın ününden herhangi bir şekilde yarar sağlayacak kullanımlar veya tescil kapsamındaki ürünleri andıran ürünlerle ilgili olarak doğrudan veya dolaylı olarak ticari amaçlı kullanımını önleme hakkına sahiptirler. Bu bağlamda, ürünün iç veya dış ambalajında, tanıtım ve reklamında ya da ürünle ilgili herhangi bir yazılı belgede doğal veya esas nitelik ve özellikleri ile menşei konusunda yanlış veya yanıltıcı herhangi bir açıklama ya da belirtiye yer verilmesi de, Kararname ile yasaklanmıştır.

Sınai mülkiyet hakları alanında ülke ekonomisine ve sektörel kalkınmaya en büyük katkıyı yapan öğelerden biri coğrafi işaretlerdir. Türkiye’de Haziran 2007 itibariyle tescilli 84 coğrafi işaret bulunmaktadır. Türkiye’nin tarımsal ve coğrafi potansiyeli göz önünde bulundurulduğunda bu sayının artırılması gerektiği ortadadır. Coğrafi işaretlerin korunması Türkiye-AB ilişkileri açısından da önem taşımaktadır. Örneğin AB’de tescili Yunanistan menşeli 20 adet peynir markası bulunmaktadır. AB ülkeleri bu konuya büyük önem vermekte ve coğrafi işaret tescili ile sağladıkları hakları ticari çıkara dönüştürmektedirler. Bu noktada, ulusal değerlerin ve kültürel öğelerin tanıtılmasının önemi ortaya çıkmaktadır. Yunanistan; imambayıldı ve baklava yiyecekleri ile Karagöz-Hacivat orta oyunu için; GKRY de hellim peyniri için tescil başvurusunda bulunmuştur. Örneğin GKRY’nin başvurusunun kabul edilmesi ve hellim peynirinin “halloumi” olarak tescil edilmesi, üzerinde “hellim” adı bulunan KKTC peynirlerinin AB’de satılamaması anlamına gelecektir. Bu bağlamda KKTC’nin halloumi ile hellimin bir arada yazılması önerisinin kabul edilmesi büyük önem taşımaktadır.

 

2.1.4. ENDÜSTRİYEL TASARIMLAR

 

Tasarım, bir ürünün tümü, bir parçası veya üzerindeki süslemenin insan duyuları ile algılanan çeşitli unsur ve özelliklerinin oluşturduğu bütünü ifade etmektedir. Koruma ile elde edilen, tasarım hakkı sahibinin izni olmaksızın başka kişiler tarafından tasarımın ticari amaçla kullanımını engelleme hakkı, yapılan yatırımların, hem ekonomik hem de sosyal anlamda geri dönüşü açısından önemlidir. Aksi taktirde, özgün ve yeni tasarımlar fikir hırsızlığı, kopyalama ve taklit gibi tehditlerle karşı karşıya kalacak ve hakkın savunulması zorlaşmaktadır.

 

 

 

Uluslararası Düzenlemeler

Lahey Anlaşması kapsamında uluslararası tasarım tescili için başvuruları WIPO Uluslar arası Bürosu’na veya ulusal sınai mülkiyet kurumlarına yapılmaktadır. Uluslararası tescil, kapsadığı her ülkede ulusal hukukta tescil edilmiş gibi işleme tabi tutulmaktadır. Tescil başvuruları Anlaşma’ya taraf ülkelerdeki gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılabilmektedir.

Tasarımların uluslararası tesciline ilişkin diğer düzenleme olan Lokrano Anlaşması üç bölümden oluşmaktadır: 31 sınıf ve 211 alt sınıfın bulunduğu “Sınıf ve Alt Sınıflar Listesi”, 6831 endüstriyel tasarımın yer aldığı “Eşyaların Alfabetik Listesi” ve “Açıklayıcı Notlar” anlaşma ile endüstriyel tasarımların sınıflandırılması konusunda bir sistem oluşturulmaktadır. Üye devletlerin resmi tescil belgelerinde endüstriyel tasarımları Anlaşma’da belirlenen sınıflandırmaya göre sınıf ve alt sınıflar uyarınca numaralandırılmaları gerekmektedir.

TRIPS Anlaşması’nın 25. ve 26. maddelerinden oluşan dördüncü bölümü, endüstriyel tasarımlara ilişkin düzenlemeleri içermektedir. 25(1). Madde bağımsız olarak yaratılmış yeni ve özgün tasarımların korunmalarının ulusal hukuklarda yer alan şartlara göre belirlenmesini öngörmektedir. Üye ülkeler, önemli ölçüde farklılık ile korumanın teknik ve işlevsel düşüncelerin zorunlu kıldığı tasarımlar ile ilgili düzenlemeleri, kendi ulusal mevzuatlarına göre yapacaklardır. Koruma ilkelerine ilişkin 26. maddeye göre hak sahibi, üçüncü kişilerin ticari amaçlarla tasarımı satmalarını ve tasarımın kopyasını içeren ürünleri ithal etmelerini engelleme hakkına sahiptir. Anlaşma’ya göre, tasarımlar için belirlenecek koruma süresi 10 yıldan az olmamalıdır.

 

Avrupa Birliği Düzenlemeleri

6/2002/EC sayılı “Topluluk Tasarımları Hakkında Konsey Tüzüğü” ile tek bir başvuru sonucunda AB çapında tasarımların korunmasıyla yaratıcılık ve yenilikçiliğin geliştirilmesi hedeflenmektedir. Ürünlerin Topluluk tasarımı olarak tescil işlemleri 1 Nisan 2003 tarihinden bu yana OHIM tarafından yürütülmektedir. Topluluk çapında etkiye sahiptir. Başvuru sırasında sunulan dilekçe; başvuru sahibine ilişkin kişisel bilgileri içeren belge ve tasarımın sunumunu içermelidir. Türkiye’den de başvuru yapılabilen Topluluk tasarımları 5 yılda bir yenilenmek suretiyle 25 yıl süreyle korunmaktadır.

Bir tasarımın Topluluk tasarımı olarak korunması için yeni olması ve özgün bir karakterinin bulunması gerekmektedir. Bütününün parçaları olan tasarımların yeni ve kendine özgü karaktere sahip olmaları için şu koşullar belirlenmiştir:

·Bu parça, ürün kompleksinin içine yerleştirildiği zaman ürünün normal kullanımı sırasında gözle görülebilir olmayı sürdürmelidir,

·Parçanın gözle görülür özellikleri kendi içinde yeni olma ve kendine özgü karaktere sahip olma gereklerini yerine getirmelidir.

Topluluk tasarımına sahip olan kişiler, tasarımı kullanma ve üçüncü kişileri kullanımdan mahrum etme konusunda münhasır hakka sahiptirler. Kullanma hakkı; piyasaya sunma, ithal ve ihraç etme, depolama ve çoğaltma haklarını kapsamaktadır. Hak sahiplerine şu şartlarda sınırlandırma getirilebilecektir:

·Kişisel ve ticari olmayan amaçlarla kullanım,

·Bilimsel amaçlarla kullanım,

·Tasarımın normal kullanımını engellemeyecek ve haksız rekabet yaratmayacak şekilde öğretim amaçlarıyla kullanım.

 

Türk Hukukundaki Düzenlemeler

Türk hukukunda endüstriyel tasarımlara ilişkin düzenlemeler 554 sayılı “Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile yapılmıştır. KHK’ya göre tasarımların tescil edilebilmeleri için yeni ve ayırt edici olmaları gerekmektedir. 6. maddeye göre bir tasarımın yeni olabilmesi için tasarımın, tescil başvuru tarihinden önce, dünyanın herhangi bir yerinde kamuya sunulmamış olması gerekmektedir. Dolayısıyla ‘yeni tasarım’, önceki tasarımlarla aynı olmamalı ve daha önce piyasaya çıkmamış olmalıdır. Tasarımın ayırt edici niteliğe sahip olması ise, bu tasarımın bilgilenmiş kullanıcı üzerinde yarattığı izlenim ile kıyaslanan tasarımın böyle bir kullanıcıda yarattığı genel izlenim arasında belirgin bir farklılık bulunması anlamını taşımaktadır.

KHK’nın 9. ve 10. maddelerinde koruma kapsamı dışında bırakılacak durumlar belirlenmiştir:

  • Kamu düzeni ve ahlâka aykırı tasarımlar,
  • Tasarımcıya hareket özgürlüğü bırakmayan tasarımlar,
  • Monte edilecek tasarımlar (fotoğraf makinesi-flaş gibi).

 

KHK’nın 35. maddesi ile düzenlenen yayın erteleme sistemi, tasarımın tescil için başvuran kişinin, kesinleşmiş bulunan tasarımın yayınının ertelenmesini isteme hakkı olduğunu görmektedir. Böylece, modası sık değişen tasarımlarda tasarımdan haksız yararlanmanın önlenmesi amaçlanmaktadır. Bahsedilen süre içinde tasarımın görsel anlatımı ve diğer başvuru belgeleri kamu incelemesine kapalı tutulmaktadır.

 

KHK ile endüstriyel tasarım korumasından faydalanacak kişiler; TC vatandaşları; TC sınırları içinde sanayi veya ticaret faaliyeti gösteren gerçek ve tüzel kişiler; Paris Bern ve DTÖ Kurucu Anlaşması hükümleri dahilinde başvuru hakkına sahip kişiler olarak belirlenmiştir. Ayrıca, karşılıklılık ilkesi uyarınca TC uyruğundaki kişilere hukuken veya fiilen tasarım koruması sağlayan devletlerin uyruğundaki gerçek ve tüzel kişiler de bu korumadan yararlanabilirler.

Üniversitelere bağlı fakülte ve yüksek okullarda bilimsel çalışma yapmakta olan öğretim görevlilerinin tasarımları üzerindeki hakları kendilerine aittir. Ancak öğretim öğretim kurumu tasarımla sonuçlanan araştırmalar için özel olarak belli araç ve gereçleri sağlamak suretiyle harcamalarda bulunmuşsa öğretim görevlileri tasarımdan elde ettikleri kazanç hakkında bilgi vermek ile yükümlüdürler.

Yenilik ve ayırt edici olma şartlarını yerine getiren tasarımların 5 yıl süre ile korunması öngörülmektedir. Bahsedilen süre gerekli ücretler ödenmek kaydıyla dört kez yenilenebilecek, toplam koruma süresi 25 yıla uzatılabilecektir.

2006 yılı İlerleme Raporunda, ayırt edici olmayan ve sahte bazı tasarım başvurularının kabul edildiği belirtilmektedir. Bu tür kararların iptalinin ancak mahkeme kararıyla gerçekleşebileceği ve hukuki süreçlerin uzun sürdüğü göz önünde bulundurulduğunda, kurumsal kapasitenin geliştirilmesinin önemi ortaya çıkmaktadır. Bunun dışında, tarama raporunda endüstriyel tasarımlar konusunda Türkiye’nin AB mevzuatına tamamen uyum sağladığı ifade edilmektedir. Halihazırda Uyum Programı’nda, KHK ile düzenlenen tasarım konusunun yasalaşması ve hukuki yaptırımlara ilişkin hükümlerin AB mevzuatı ile uyumlaştırılması öngörülmektedir. (bkz. Ek 1).

 

2.1.5. ENTEGRE DEVRE TOPOGRAFYALARI

 

Teknolojide yaşanan gelişmeler sonucu günlük hayatın bir parçası haline gelen bilgisayar dahil birçok elektronik cihazın geliştirilmesinde entegre devre topografyaları kullanılmaktadır. Entegre devreler, elektronik bir işlevi yerine getirmek üzere en az biri elektriği iletme özelliğine sahip birden fazla katmanın bir araya getirdiği devrelerdir. Uluslararası düzenlemelerde bu konuda bir kavram birliği bulunmamaktadır. Entegre devre, yarı iletken ürün ve katman tasarımı (layout design) kavramları kullanılmaktadır. Entegre devre topografyaları yarı iletken ürünlerin belirli bir düzende bağlanmasından oluşmaktadır. Katman tasarımı ise entegre devrelerde yer alan yarı iletken ve iletken olmayan katmanların üç boyutlu görünümlerini ifade etmektedir. Dolayısıyla entegre devre topografyaları daha kapsamlı bir ifadedir.

 

Uluslararası Düzenlemeler

TRIPS Anlaşması’nın altıncı bölümü entegre devre topografyalarına ilişkin düzenlemeler öngörmektedir. Anlaşma’nın 35.maddesi tüm üye ülkelere entegre devre koruması konusunda Washington Antlaşması hükümlerine uyma yükümlülüğü getirmektedir. Bu madde yalnızca zorunlu lisans uygulaması ile ilgili olarak üye ülkelere serbesti tanımaktadır.

Entegre devre topografyaların korunması, sadece ürünü değil ürünün yer aldığı ürünleri de kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. Hak sahibinin yetkilerini düzenleyen 36.madde uyarınca hak sahibinin izni olmadığı sürece, koruma kapsamında yer alan bir tasarımın, koruma kapsamındaki tasarımı bulunan bir entegre devrenin veya kanuna aykırı bir şekilde çoğaltılmış böyle bir entegre devreyi içermeye devam eden bir maddenin ithal edilmesi, satılması ya da dağıtılması kanuna aykırıdır. Kusura dayalı olmayan ihlallerde ise ihlal eden kişinin hak sahibine uygun bir ücret ödemesi karşılığında, topografya içeren malı kullanılmasına ve elinde kalan ürünleri satmasına izin verilebilir.

Anlaşma’da koruma süresi tescil başvurusu tarihinden ya da ticarete konu olduğu ilk tarihinden itibaren 10 yıl olarak belirlenmiştir. Bununla beraber, 38(3).maddeye göre üye devletler 15 yıllık koruma süresi öngörme hakkına sahiptirler.

 

Avrupa Birliği Düzenlemeleri

Topluluk mevzuatında entegre devre topografyaları ile ilgili düzenlemeler 87/54/EEC sayılı “Yarı İletken Ürünlerin Topografyalarının Korunmasına İlişkin Direktif” ile yapılmıştır. Topluluk ekonomisinde ve sınai gelişiminde entegre devrelerin öneminin bu ürünlerin geliştirilmesi için yatırıma ihtiyaç duyulması doğrultusunda hazırlanan Direktif bu alandaki ürünlerin fikri mülkiyet hakları kapsamında korunmasını öngörmekte, koruma şeklini üye devletlerin takdirine bırakmaktadır.

Direktif, yarı iletken ürün topografyalarını, elektronik işlevleri yerine getirmek üzere yarı iletken katmanlardan oluşan üç boyutlu şekiller olarak tanımlamıştır. Bu topografyaların korunmaları için kamuya mal olmamaları ve yaratıcılarının fikri çabaları sonucu meydana gelmeleri zorunlu görülmüştür. Direktif’e göre hak sahibi ürünün yaratıcısıdır, ancak belirli bir iş sözleşmesi çerçevesinde yaratma söz konusu ise hak sahibi işveren olacaktır. Hak sahiplerine tanınan yetkiler; korunan topografyanın çoğaltılmasının, üçüncü kişiler tarafından ticarete konu edilmesinin ve ithalatının yasaklanması olarak belirlenmiştir. Direktif’in 8.maddesi hak sahibine topografyalara ilişkin olarak tanınan yetkilerin hiçbir şekilde topografya dışında bir kavram, teknik veya sisteme etki etmesinin mümkün olmadığını ifade etmektedir.

Topografyaların kendisinin veya topografyayı oluşturan sistem ya da tekniğin öğretilmesi, analizi ve değerlendirilmesi için yapılan üretim, hakkın ihlal edilmesi olarak sayılmamaktadır. Direktif’e göre koruma süresi topografyanın ticarete konu olduğu tarihin son takvim gününden vaya tescil başvurusu yapılan yılın son gününden itibaren 10 yıldır. Üye devletlerde koruma sağlanan topografyaların üzerinde T, ‘T’, [T] veya T* şeklinde bir işaret bulunması gerekmektedir.

 

Türk Hukukundaki Düzenlemeler

Türk hukukunda entegre devre topografyalarının korunmasına ilişkin düzenlemeler 22 Nisan 2004 tarihli “Entegre Devre Topografyalarının Korunması Hakkında Kanun” (EDTK) ile yapılmıştır. Kanun, yukarıda bahsedilen 87/54/EEC sayılı Direktif hükümlerine uyumlu olarak hazırlanmıştır.

Kanun, entegre devre topografyalarının korunmaları için orijinal olmaları şartını getirmiştir. Patent ve faydalı modellerden farklı olarak sanayiye uygulanabilirlik şartı aranmamıştır. 5(2).madde uyarınca bir topografyayı oluşturan unsurlar ve ara bağlantıları biliniyor fakat bunların bir araya getiriliş şekli bilinmiyorsa –tasarım düzeni orijinalse- söz konusu topografya korunur. EDTK’da koruma altına alınan topografya tasarımının dayandığı içeriktir, dolayısıyla entegre devreye sabitlenen bilgiler koruma kapsamı dışındadır.

Kanun’un 11.maddesi hak sahibinin yetkilerini belirlemiştir. Buna göre hak sahibi ilk olarak, kendisinin üzerinde hak sahibi olduğu entegre devre topografyasının bütünün veya bir kısmının bir diğer entegre devre içine alınması ya da başka bir şekilde çoğaltılmasına engel olabilir. Kişi, topografyasını bizzat kullanabileceği gibi çeşitli işlemlere konu edebilir ve lisans hakkı tanıyabilir. Hak sahibine tanınan diğer entegre devre topografyasının veya korunan topografyayı içeren bir ürünün ithali, satışı veya ticari amaçlı dağıtılmasını önleme hakkıdır.

Kanun, şu eylemleri koruma kapsamı dışında bırakmıştır:

·Ticari olmayan kişisel amaçlar için veya değerlendirme, analiz ve eğitim amacıyla çoğaltılması,

·Yukarıda bahsedilen değerlendirme ve analiz sonucu ortaya çıkan ürünün kullanılması,

·Hak sahibinin rızasıyla gerçekleşen ilk satışın ardından gerçekleşen satış, ithalat ve dağıtım,

·Kusura dayalı olmayan ihlallerde ise, ihlal eden kişinin hak sahibine uygun bir ücret ödemesi karşılığında, topografya içeren malı kullanması ve elinde kalan ürünleri satması,

·Üçüncü bir kişi tarafından bağımsız olarak tasarlanmış orijinal ve birebir aynı tasarımın kullanılması.

 

Entegre devre topografyalarının koruma süresi 10 yıl olarak belirlenmiştir. Korumadan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile karşılıklılık ilkesi uyarınca TC uyruğundaki kişilere kanunen veya fiilen entegre devre topografyası koruması tanıyan devletlerin uyruğundaki gerçek ve tüzel kişiler faydalanabilir. Türkiye’de tescil edilen topografyalara, herhangi bir işaret verilmemektedir. Tarama raporunda entegre devre topografyalarının korunmasıyla ilgili düzenlemelerin bazı alanlarda AB müktesebatından farklılaştığı ifade edilmektedir. Bu bağlamda, özellikle gemilerin ve hava taşıtlarının araç-gereçlerine ilişkin muafiyetlerle ilgili düzenlemelerin en kısa zamanda müktesebat ile uyumlaştırılması gerektiği belirtilmektedir. Uyum Programı’nda, 2007-2008 yasama döneminde bu alandaki Türk mevzuatının, özellikle hukuki yaptırımlara ilişkin bölümlerinin AB düzenlemeleri ile uyumlaştırılması öngörülmektedir (bkz. Ek 1)

 

2.1.6. YENİ BİTKİ ÇEŞİTLERİNE İLİŞKİN ISLAHÇI HAKLARININ KORUNMASI

 

Islahçı haklarının sınai mülkiyet hakları alanında koruma altına alınmasının temel amacı yeniliklerin teşvik edilmesidir. Bitkiler üzerindeki araştırmalar ve genetik çalışmalar bu alanda buluş sahiplerinin korunmasını gerekli hale getirmiştir.

 

Uluslararası Düzenlemeler

TRIPS Anlaşması bitki çeşitlerini patent koruması kapsamının dışında bırakmıştır ve Anlaşma’da konu ile ilgili detaylı bir düzenleme yapılmamıştır. Bu alanda, 2 Aralık 1961 tarihinde Paris’te imzalanan “Yeni Bitki Çeşitlerini Koruma Uluslararası Birliği Sözleşmesi” (International Union for the Protection of New Varieties of Plants- UPOV) kapsamlı düzenlemeler öngörülmektedir. Türkiye, Sözleşme’ye taraf olmak için Nisan 2004’te başvuruda bulunmuş ve katılımının uygun bulunduğuna dair kanun 17 Mart 2007 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Islahçı haklarının korunması için Sözleşme’ye taraf tüm devletlerde başvuru yapılabilir. Herhangi bir ülkede yapılan başvuru tamamlamadan diğer bir üye ülkede başvuru yapılması mümkündür. Başvurunun kabul edilmesi halinde ıslahçıya yeni bitki çeşidinin;

·üretilmesi ve çoğaltılması,

·üremesinin sağlanması,

·satılması, pazarlanması, ithal ve ihraç edilmesi,

·depolanması

konularında münhasır hak tanınmıştır. 14(5).madde uyarınca bahsedilen haklar, korunan bitkik çeşidinden türetilen bitki çeşitleri, korunan bitki çeşidinden ayırt edilemeyen ve üretimi korunan bitki çeşidinin kullanımını gerektiren bitki çeşitleri için de geçerlidir. Islahçı haklarının, ticari amacı olmayan kişisel kullanım ve deneysel amaçlarla kısıtlanabileceği öngörülmüştür. Bununla beraber kamu yararının gözetilmesi amacıyla da kısıtlama getirilebilecektir. Korunan bitki çeşidinin kullanılmasının zorunlu olduğu durumlarda hak sahibine pay ödemesi gerekmektedir.

Sözleşme uyarınca koruma süresi, ıslahçı hakkının korunmaya başlamasından itibaren en az 20 yıl olmalıdır. Ağaç ve asmalar için ise bu süre en az 25 yıl olarak belirlenmelidir.

 

Avrupa Birliği Düzenlemeleri

Islahçı hakları, Avrupa Patent Sözleşmesi’nde patent koruması kapsamına alınmıştır. Bunun yanı sıra, yeni bitki çeşitlerinin korunmasına ilişkin olarak 2100/94/EEC sayılı “ Topluluk Bitki Çeşitliliği Hakları Konsey Tüzüğü” ile Topluluk çapında düzenlemeler yapılmıştır. Bitki çeşitlerine koruma sağlanması için belirlenen şartlar UPOV hükümleri ile aynıdır. Bu şartları yerine getiren başvuru sahiplerine tanınan haklar ıslahçı hakları olarak adlandırılır ve Topluluk çapında uygulanan sistem tek başvuru, tek işlem, tek inceleme ve tek karar ile tüm üye devletleri kapsayan geçerli hak sağlanmasını hedeflemektedir. Topluluk korumasının 25 yıl boyunca geçerli olması öngörülmektedir. Bu süre ağaç ve asmalar için 30 yıl olarak belirlenmiştir. Koruma süresinin bitişi takvim sonuna göre hesaplanır.

Islahçı yeni bitki çeşidinin; üretilmesi ve çoğaltılması, üremesinin sağlanması, satılması, pazarlanması, ithal ve ihraç edilmesi ile depolanması konularında münhasır hak tanınmıştır. Bahsedilen haklar, korunan bitki çeşidinden türetilen bitki çeşitleri, korunan bitki çeşidinden ayırt edilemeyen ve üretimi korunan bitki çeşidinin kullanımını gerektiren bitki çeşitleri için de geçerlidir. Islahçı haklarının; ticari olmayan kişisel kullanım, deneysel çalışmalar ve yeni çeşitlerin ortaya çıkması amacıyla kısıtlanabileceği öngörülmektedir.

 

Türk Hukukundaki Düzenlemeler

Türkiye’de bitki çeşitlerinin geliştirilmesini özendirmek, yeni çeşitleri ve ıslahçı haklarını korumak amacıyla 8 Ocak 2004 tarihinde “Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarına İlişkin Kanun” kabul edilmiştir. Kanun, UPOV ve bahsedilen Konsey Tüzüğü ile uyumlu olarak hazırlanmıştır. Islahçı haklarının tescili Tarım Bakanlığı tarafından yapılmaktadır. Avrupa Patent Sözleşmesi’nde bu hak grubu patent koruması kapsamına alınırken Türk hukukunda bitki çeşitleri patent korumasının dışında bırakılmıştır.

UPOV’da belirlenen koruma şartları Türk hukukunda da benimsenmiştir. Islahçı hakları, korunan bitki çeşidini;

·üretmek

·çoğaltmak veya çoğaltım amacıyla hazırlamak,

·satışa sunmak,

·satmak ya da diğer şekillerde piyasaya sürmek,

·ihraç veya ithal etmek

·depolamak

·koruma altındaki bir çeşide ilişkin çoğaltım materyalinin izinsiz kullanımı sonucunda sağlanan hasat edilmiş materyali kullanmak olarak belirlenmiştir. Koruma kapsamına ayrıca, korunan çeşitten farkı olmayan çeşitler ve üretilmeleri için korunan çeşidin kullanımını gerektiren çeşitler de girer.

Koruma süresi ıslahçı hakkının tescilinden itibaren 25 yıldır. Bu süre ağaçlar, asmalar ve patatesler için 30 yıl olarak belirlenmiştir. Koruma süresinin sona ermesi takvim sonu itibariyle hesaplanır. Kanun ile sağlanan bu korumadan; TC vatandaşları, TC sınırları içinde yerleşim yeri veya iş merkezi bulunan gerçek veya tüzel kişiler, UPOV Sözleşmesi dahilinde başvuru hakkına sahip kişiler ve karşılıklılık ilkesi uyarınca TC vatandaşlarına resmen veya fiilen koruma tanıyan devletlerin vatandaşları faydalanabilir.

 

 

 

 

 

SONUÇ

 

Günümüz dünyasında kalkınmanın sağlanması için yenilikçiliğin ve yaratıcılığın teşvik edilmesi bir zorunluluk halini almıştır. Buluş, tasarım ve marka sahiplerinin haklarının iyi ve etkili bir şekilde korunması yeniliklerin desteklenmesini sağlamaktadır. Diğer yandan taklit ürünlerle mücadele edilmesi işletmelerin çıkarlarını korumakta, sınai mülkiyet haklarının korunması için yapılan yatırımlar uzun vadede büyük kazançlar olarak geri dönmektedir.

 

Türkiye –AB ilişkileri kapsamında bu alanda üzerinde durulması gereken en önemli nokta, fikri mülkiyet haklarının uygulanması konusudur. Türkiye’de bu alanda son yıllarda olumlu ilerlemeler kaydedilmiştir. Ancak bu ilerlemelerin kurumlar arası işbirliğinin güçlendirilmesi ve korsanlıkla mücadele için geniş kapsamlı bir strateji oluşturulmasını da içerecek şekilde desteklenmesi gerekmektedir. İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Gümrük Müsteşarlığı arasında işbirliği ve eş güdümün güçlendirilmesi ile bu hakların ihlal edilmesi önlenmelidir. Bu çerçevede, beşi asliye hukuk, beşi de ceza mahkemesi olarak işleyen on ihtisas mahkemesinin kurulmuş olması olumlu bir gelişmedir. Üç büyük ilde kurulan mahkemelerin sayılarının artırılması ve ülke çapında yayılması faydalı olacaktır.

 

Sınai mülkiyet haklarının korunması konusunda Türkiye’nin küresel boyutta oluşturulan düzende alacağı yerin belirlenmesi açısından AB katılım süreci büyük önem taşımaktadır. DTÖ ile ilişkileri de yakından etkileyen bu süreçte hem mevzuat uyumuna hem de uygulamaya yönelik çalışmaların kararlılıkla sürdürülmesi gerekmektedir. Diğer yandan bu çalışmalar sadece uluslararası norm ve standartlara uygun oldukları için değil, Türkiye’nin gelişen ve değişen dünyada çağdaşları ile aynı noktada olabilmesi amacıyla yürütülmelidir. Sağlanacak gelişme, Türk buluş sahiplerinin, yaratıcılarının, şirketlerinin haklarının korunması ve desteklenmesi ile uluslararası arenada rekabet gücü elde edebilmelerine yardımcı olacaktır.

 

 

 

 

EK-1 AB MÜKTESABATI UYUM PROGRAMI – FİKRİ MÜLKİYET HUKUKU FASLINDA SINAİ MÜLKİYET HAKLARI ALANINDA ÖNGÖRÜLEN DÜZENLEMELER

 

 

2007-2008 YASAMA DÖNEMİNDE (01/10/2007 – 30/09/2008) ÇIKARILMASINDA YARAR GÖRÜLEN YASAL DÜZENLEMELER 

 

Referans No
Değistirilecek/Yeni

Çıkarılacak Yasal

Düzenlemenin Adı
Amaç/Kapsam
Hangi

Aşamada

Bulunduğu
Uyum Sağlanması

Öngörülen AB

Mevzuatı
Düzenlemenin

Hazırlanmasından

Sorumlu Kurum
07.0007.1.01
WIPO Telif Hakları

Andlaşmasına Katılmamızın

Uygun Bulunduğu Hakkında

Kanun
Fikri mülkiyet hakları alanında üyesi

olduğumuz uluslararası örgütler ile AB

mevzuatı uyum çalışmaları doğrultusunda taraf

olduğumuz uluslararası sözleşmelerden

kaynaklanan yükümlülüklerimiz çerçevesinde

WIPO Telif Hakları Andlaşmasına taraf

olmamız sağlanacaktır.

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda

2001 ve 2004 yıllarında yapılan Değişikliklerle

söz konusu Andlaşma hükümlerine uyum

sağlanmıştır. Andlaşmaya taraf olunması ile

yapılan değişikliklerin etkin uygulanması

sağlanacaktır.
TBMM Genel

Kurul

gündeminde

Kültür ve Turizm

Bakanlığı
07.0007.1.02
WIPO İcralar ve Fonogramlar

Andlaşmasına Katılmamızın

Uygun Bulunduğu Hakkında

Kanun
Fikri mülkiyet hakları alanında üyesi

olduğumuz uluslararası örgütler ile AB

mevzuatı uyum çalışmaları doğrultusunda taraf

olduğumuz uluslararası sözleşmelerden

kaynaklanan yükümlülüklerimiz çerçevesinde

WIPO Telif Hakları Andlaşmasına taraf

olmamız sağlanacaktır.

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda

2001 ve 2004 yıllarında yapılan Değişikliklerle

söz konusu Andlaşma hükümlerine uyum

sağlanmıştır. Andlaşmaya taraf olunması ile

yapılan değişikliklerin etkin uygulanması

sağlanacaktır.
TBMM Genel

Kurul

gündeminde

Kültür ve Turizm

Bakanlığı
07.0708.1.01
Patent ve Faydalı Model

Kanunu
Patent mevzuatımızın AB ile uyum düzeyinin

artırılması ve KHK ile düzenlenmis olan patent

ve faydalı model konusunun yasalaşması

hedeflenmektedir.

Bu çerçevede, biyoteknolojik çalışmalara

dayanan buluşların etkin bir şekilde korunması

ve patentli farmasötik ürünlerin üretimine ilişkin

zorunlu lisans verilmesine yönelik düzenleme

yapılması sağlanacaktır.

Ayrıca, hukuki başvuru yolları ve hukuki

yaptırımlara ilişkin hükümlerin AB mevzuatı ile

uyumlaştırılması da amaçlanmaktadır.

Bunun yanı sıra, patent mevzuatında yer alan

cezai düzenlemelerin 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu ile uyumlaştırılması sağlanacaktır.
Teknik

çalışmalar

sürdürülmektedir.
– 98/44/AT sayılı Direktif

– 816/2006/AT sayılı Tüzük

– 2004/48/AT sayılı Direktif
-Türk Patent Enstitüsü

-Adalet Bakanlığı
07.0708.1.02
Markalar Kanunu
Marka mevzuatımızın AB ile uyum düzeyinin

artırılması ve KHK ile düzenlenmiş olan marka

konusunun yasalaşması hedeflenmektedir.

Ayrıca, hukuki başvuru yolları ve hukuki

yaptırımlara ilişkin hükümlerin AB mevzuatı

ile uyumlaştırılması da amaçlanmaktadır.

Bunun yanı sıra, marka mevzuatında yer alan

cezai düzenlemelerin 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu ile uyumlaştırılması sağlanacaktır.
Teknik

çalışmalar

sürdürülmektedir.
– 89/104/AET sayılı Direktif

– 40/94 sayılı Tüzük

– 2004/48/AT sayılı Direktif
Türk Patent Enstitüsü

Adalet Bakanlığı
07.0708.1.03
Tasarımların Korunması

Hakkında Kanun
Tasarım mevzuatımızın AB ile uyum düzeyinin

artırılması ve KHK ile düzenlenmis olan tasarım

konusunun yasalasması hedeflenmektedir.

Ayrıca,hukuki basvuru yolları ve hukuki

yaptırımlara ilişkin hükümlerin AB mevzuatı ile

uyumlaştırılması da amaçlanmaktadır.

Bunun yanı sıra, tasarım mevzuatında yer alan

cezai düzenlemelerin 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu ile uyumlaştırılması sağlanacaktır.
Teknik

çalışmalar

sürdürülmektedir.
– 98/71/AT sayılı Direktif

– 2004/48/AT sayılı Direktif
Türk Patent Enstitüsü

Adalet Bakanlığı
07.0708.1.04
5147 sayılı Entegre Devre

Topoğrafyalarının Korunması

Hakkında Kanunda Değişiklik

Yapılmasına İlişkin Kanun
Entegre devre topoğrafyalarına ilişkin

mevzuatımızın AB mevzuatına uyum düzeyinin

artırılması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda,

hukuki basvuru yolları ve hukuki yaptırımlara

ilişkin hükümlerin AB mevzuatı ile

uyumlaştırılması amaçlanmaktadır.

Bunun yanı sıra, cezai düzenlemelerin 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu ile uyumlaştırılması

sağlanacaktır.
Teknik

çalışmalar

sürdürülmektedir.
– 2004/48/AT sayılı Direktif
Türk Patent Enstitüsü

Adalet Bakanlığı

 

 

 

 

 

 

 

 

II. 2008-2009 YASAMA DÖNEMiNDE (01/10/2008 – 30/09/2009) ÇIKARILMASINDA YARAR GÖRÜLEN YASAL DÜZENLEMELER

 

 

Referans No

Değistirilecek/YeniÇıkarılacak YasalDüzenlemenin Adı

Amaç/Kapsam

HangiAşamadaBulunduğu

Uyum SağlanmasıÖngörülen ABMevzuatı

DüzenlemeninHazırlanmasındanSorumlu Kurum

07.0809.1.01

5846 sayılı Fikir ve SanatEserleri Kanununun BazıMaddelerinin Değiştirilmesineİlişkin Kanun

AB ile Twinning Projesi çerçevesinde ve taramasüreci sonuçları doğrultusunda, 5846 sayılıKanunun, AB müktesebatı ile uyumlu olmayanmaddelerinin değistirilmesi; AB müktesebatınauyumlastırma hedefinin dısında uygulamadaki

bazı çeliskili ve sorun yaratan maddelerinin

yeniden düzenlenmesi amaçlanmaktadır.

Ayrıca, Kanunun hukuki basvuru yolları ve

hukuki yaptırımlara ilişkin hükümlerinin AB

mevzuatı ile uyumlaştırılması da

amaçlanmaktadır.

Bunun yanı sıra, telif hakları mevzuatında yer

alan cezai düzenlemelerin 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu ile uyumlaştırılması sağlanacaktır.

Teknikçalışmalarsürdürülmektedir.

-2001/84/AT sayılı Direktif-93/83/AET sayılı Direktif-96/9/AT sayılı Direktif-93/98/AET sayılı Direktif-92/100/AET sayılı Direktif

-2004/48/AT sayılı Direktif

-2001/29/AT sayılı Direktif

Kültür ve TurizmBakanlığıAdalet Bakanlığı

 

 

 

 

 

 

 

 

III. 2009 (01/10/2009) – 2013 YILLARI ARASINDA ÇIKARILMASINDA YARAR GÖRÜLEN YASAL DÜZENLEMELER

 

 

Referans No

Değistirilecek/YeniÇıkarılacak YasalDüzenlemenin Adı

Amaç/Kapsam

HangiAşamadaBulunduğu

Uyum SağlanmasıÖngörülen ABMevzuatı

DüzenlemeninHazırlanmasındanSorumlu Kurum

07.0913.1.01

Patent ve Faydalı ModelKanununda DeğişiklikYapılması Hakkında Kanun(AB mevzuatına tam üyelikperspektifi çerçevesinde uyum

sağlanması hedeflenmektedir.)

Araştırma geliştirme faaliyetlerinin yüksekmaliyetli ve uzun süreli olduğu ilaç sektöründe,bu tür faaliyetlerin ek koruma süreleri vermeksuretiyle teşvik edilmesi amaçlanmaktadır.

 

– 1768/92 sayılı Tüzük- 1610/96 sayılı Tüzük

Türk Patent Enstitüsü

 

 

 

 

 

 

 

ÇIKARILMASI ÖNGÖRÜLEN İKİNCİL DÜZENLEMELER (TÜZÜK, YÖNETMELİK, TEBLİĞ, GENELGE VB) VE

HAZIRLANMASI ÖNGÖRÜLEN STRATEJİ, PLAN VE PROGRAM GİBİ DOKÜMANLAR

 

2007 YILINDA ÇIKARILMASI ÖNGÖRÜLEN İKİNCİLDÜZENLEMELER

 

 

Referans No

Değistirilecek/YeniÇıkarılacak İkincilDüzenlemenin Adı

Amaç/Kapsam

HangiAşamadaBulunduğu

Uyum SağlanmasıÖngörülen ABMevzuatı

DüzenlemeninHazırlanmasındanSorumlu Kurum

07.0007.2.01

WIPO Telif HaklarıAndlaşmasına KatılmamızınOnaylanması Hakkında BakanlarKurulu Kararı

Fikri mülkiyet hakları alanında üyesi olduğumuzuluslararası örgütler ile AB mevzuatı uyumçalışmaları doğrultusunda taraf olduğumuzuluslararası sözlesmelerden kaynaklananyükümlülüklerimiz çerçevesinde WIPO Telif

Hakları Andlaşmasına taraf olmamız

sağlanacaktır.

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda

2001 ve 2004 yıllarında yapılan Değişikliklerle

söz konusu Andlaşma hükümlerine uyum

sağlanmıstır. Andlaşmaya taraf olunması ile

yapılan değişikliklerin etkin uygulanması

sağlanacaktır.

 

 

Kültür ve TurizmBakanlığı

07.0007.2.02

WIPO İcralar ve FonogramlarAndlaşmasına KatılmamızınOnaylanması Hakkında BakanlarKurulu Kararı

Fikri mülkiyet hakları alanında üyesi olduğumuz uluslararası örgütler ile AB mevzuatı uyumçalışmaları doğrultusunda taraf olduğumuzuluslararası sözlesmelerden kaynaklananyükümlülüklerimiz çerçevesinde WIPO TelifHakları Andlaşmasına taraf olmamız

sağlanacaktır.

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda

2001 ve 2004 yıllarında yapılan Değişikliklerle

söz konusu Andlaşma hükümlerine uyum

sağlanmıstır. Andlaşmaya taraf olunması ile

yapılan değişikliklerin etkin uygulanması

sağlanacaktır.

 

Uyum SağlanmasıÖngörülen ABMevzuatı

Kültür ve TurizmBakanlığı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

2008 YILINDA ÇIKARILMASI ÖNGÖRÜLEN İKİNCİL DÜZENLEMELER

 

 

 

Referans No

Değistirilecek/YeniÇıkarılacak İkincilDüzenlemenin Adı

Amaç/Kapsam

HangiAşamadaBulunduğu

Uyum SağlanmasıÖngörülen ABMevzuatı

DüzenlemeninHazırlanmasındanSorumlu Kurum

07.2008.2.01

Patent ve Faydalı ModelKanununun Uygulama SekliniGösterir Yönetmelik(07.0708.1.01 referansnumaralı Patent ve Faydalı

Model Kanunun kabul

edilmesinden sonra

çıkarılacaktır.)

Patent ve Faydalı Model Kanununun uygulamasıkonusunda detaylara ilişkin hükümlerindüzenlenmesi amaçlanmaktadır.

Teknikçalışmalarsürdürülmektedir

– 98/44/AT sayılı Direktif- 816/2006 sayılı Tüzük

Türk Patent Enstitüsü

07.2008.2.02

Markalar Kanununun UygulamaSeklini Gösterir Yönetmelik(07.0708.1.02 referansnumaralı Markalar Kanununkabul edilmesinden sonra

çıkarılacaktır.)

Markalar Kanununda belirtilen marka tescilbasvurusunun yeri, zamanı ve basvuru evrakınındüzenlenmesi ile markalarla ilgili diğerislemlerde uyulacak usul ve esaslarınbelirlenmesi amaçlanmaktadır. Marka tesciline

uygun markalara belge verilerek korunmalarına

ilişkin esasları, kuralları ve şartları

kapsamaktadır.

Teknikçalışmalarsürdürülmektedir

– 89/104/AET sayılı Direktif- 40/94 sayılı Tüzük

Türk Patent Enstitüsü

07.2008.2.03

Tasarımların KorunmasıHakkında Kanunun UygulamaSeklini Gösterir Yönetmelik(07.0708.1.03 referansnumaralı Tasarımların

Korunması Hakkında

Kanunun kabul edilmesinden

sonra çıkarılacaktır.)

Tasarımların Korunması Hakkında Kanunununuygulaması konusunda detaylara ilişkinhükümlerin düzenlenmesi amaçlanmaktadır.

Teknikçalışmalarsürdürülmektedir

– 98/71/AT sayılı Direktif

Türk Patent Enstitüsü

07.2008.2.04

Fikir ve Sanat EserlerininKiralanması ve Ödünç VerilmesiHakkında Yönetmelik

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun23üncü maddesi uyarınca eser sahiplerineeserlerini kiralama ve ödünç verme konusundatanınmış münhasır hakkın uygulanmasına ilişkinusul ve esasların belirlenmesi amaçlanmaktadır.

Teknikçalışmalarsürdürülmektedir

-92/100/AET sayılı Direktif

Kültür ve TurizmBakanlığı

 

 

 

 

 

 

2009 YILINDA ÇIKARILMASI ÖNGÖRÜLEN İKİNCİL DÜZENLEMELER

 

 

 

 

Referans No

Değistirilecek/YeniÇıkarılacak İkincilDüzenlemenin Adı

Amaç/Kapsam

HangiAşamadaBulunduğu

Uyum SağlanmasıÖngörülen ABMevzuatı

DüzenlemeninHazırlanmasındanSorumlu Kurum

07.2009.2.01

5846 sayılı Fikir ve SanatEserleri Kanunun BazıMaddelerinin Değistirilmesineİlişkin Kanunun uygulamasınayönelik Yönetmelikler

(07.0809.1.01 referans

numaralı 5846 sayılı Fikir ve

Sanat Eserleri Kanunun kabul

edilmesinden sonra

çıkarılacaktır.)

5846 sayılı Kanunun, AB müktesebatı ileuyumlu olmayan maddelerinin değistirilmesi,ayrıca uygulamadaki bazı çeliskili ve sorunyaratan maddelerinin yeniden düzenlenmesiamacıyla 5846 sayılı Kanunda Değişiklik yapan

maddelerin uygulamasına yönelik hususların

düzenlenmesi amaçlanmaktadır.

Teknikçalışmalarsürdürülmektedir

– 2001/84/AT sayılı Direktif- 93/83/AET sayılı Direktif- 96/9/AT sayılı Direktif- 93/98/AET sayılı Direktif- 92/100/AET sayılı Direktif

– 2004/48/AT sayılı Direktif

– 2001/29/AT sayılı Direktif

Kültür ve TurizmBakanlığı

 

 

 

 

2010 –2013 YILLARI ARASINDA ÇIKARILMASI ÖNGÖRÜLEN İKİNCİL DÜZENLEMELER

 

 

 

Referans No

Değistirilecek/YeniÇıkarılacak İkincilDüzenlemenin Adı

Amaç/Kapsam

HangiAşamadaBulunduğu

Uyum SağlanmasıÖngörülen ABMevzuatı

DüzenlemeninHazırlanmasındanSorumlu Kurum

07.1013.2.01

Patent ve Faydalı ModelKanununun Uygulama SekliniGösterir YönetmelikteDeğişiklik(07.0913.1.01 referans

numaralı Patent ve Faydalı

Model Kanununun kabul

edilmesinden sonra

çıkarılacaktır.)

(AB mevzuatına tam üyelik

perspektifi çerçevesinde uyum

sağlanması hedeflenmektedir.)

Araştırma geliştirme faaliyetlerinin yüksekmaliyetli ve uzun süreli olduğu ilaç sektöründe,bu tür faaliyetlerin ek koruma süreleri vermeksuretiyle teşvik edilmesi amacıyla, Patent veFaydalı Model Kanununda yapılacak

değişikliklerin uygulanmasına ilişkin hususların

düzenlenmesi amaçlanmaktadır.

 

– 1768/92 sayılı Tüzük- 1610/96 sayılı Tüzük Mevzuatı

Türk Patent Enstitüsü

 

KAYNAKLAR

İktisadi Kalkınma Vakfı, Küresel Boyutta Sınai Mülkiyet Hakları ve Türkiye’nin AB’ye Uyumu. İstanbul Haziran 2007

 

Dünya Ticaret Örgütü Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması

 

www.adalet.gov.tr” adresli internet sitesi

 

www.fisaum.org.tr”adresli internet sitesi

 

www.dtm.gov.tr” adresli internet sitesi

 

www.abgm.adalet.gov.tr , adresli internet sitesi

 

 

 

 

 

Paylaşın

İlişkili Makaleler

About Author

admin